25 Mart 2014 Salı

Mad Bitch is in da Kuşadası!

Beni uzun süredir takip edenler bilecektir ben yazlıkçı bir insanım. Yaz geldiği gibi göçmen kuş misali taşınırım. Kuşadası da benim büyüdüğüm ikinci yer İzmir'den sonra. Belki de bu yüzden feci seviyorum. Ne Çeşme ne Bodrum bana aynı hissi verebiliyorum. Evim gibi bir yer ama tabii ki bu olay temmuzdan itibaren başlıyor. Hele ki şu zamanlarda Kuşadasından hiç hoşlanmıyorum. Turistten çok Türk olmasından kaynaklı sanırım. Pek sevmiyorum bu dönemler orada bulunmayı. Sezon açılsa da eller havaya coşsak, plajlarda sabahlasak istiyorum. Ama hava o kadar güzel ki ben de aileme uyup uzun zaman sonra Kuşadası'na ayak bastım. Eee site de terk edilmiş gibi olduğundan hemen merkeze inmek farz oldu. Süper ergen kardeşimi de aldım. Tam da hava şahane manzara süper fotoğraf zamanı dedim ki makineyi evde bıraktığımı fark ettim. Kader kısmetmiş diyerek ben de telefona abandım.   

Sorry for low quality of photos! ://



Bu güzel mekan Kuşadası Setur Marina AVM. Evet yanlış duymadınız AVM'nin üstünde süper bir yürüyüş parkuru ve cafe var. Manzara ise şahane.




Bu arada pantolonla resmen bacaklarım isilik oldu o sıcakta. O kadar sıcak olacağını tahmin etsem şort mort neyin giyerdim. Pantolonun deri görünümü sizi yanıltmasın aslında pamuk ama sanırım mumlanmış. Tişört ise ZARA'nın yeni koleksiyonundan. TOMS giymeyi ise inanılmaz özlemişim.


Bu aralar ZARA'nın erkekler için ürettiği bu cüzdanlar ise dehşet ilgimi çekiyor. Normalde cüzdan seçiminde çok uyuzumdur yıllardır Gucci'nin bir cüzdanını kullanıyorum artık ellenecek tarafı kalmadı. Ama tam bu dönem bu cüzdanları gördüğüme çok sevindim. Her ne kadar erkek için fazla büyük duruyorsa da kim demiş erkekler küçük cüzdan kullanır diye? Saat ise Mizu'nun bana küçük bir jesti. Bu modellere inanılmaz irrite oluyordum asla takmam diyordum ama şimdi çok sevdim. Büyük konuşmamak lazım. Güneş gözlüğü ise Quay Australia'nın küçük sürprizi. 10 karış devasa suratıma anca böyle devasa gözlükler oluyor maalesef. Optiklere ise sesleniyorum buradan. Herkes kaşık suratlı değil bu ülkede büyük camlı gözlükler istiyorum!


Bonus Track ise kardeşli selfie. Evet biliyorum hiç benzemiyoruz evet biliyorum biz kardeş olamayız. Her ne kadar fiziksel olarak aykırıysak da huyumuz benziyor bundan alası var mı?

22 Mart 2014 Cumartesi

Film İncelemesi: Bi' Küçük Eylül Meselesi (2014)

Film İncelemeleri köşemizin bu haftaki konuğu son zamanların en çok ses getiren yapımlarından, sımsıcak bir aşk hikayesi olan Bi' Küçük Eylül Meselesi


Farah Zeynep Abdullah ve Engin Akyürek'in başrollerini paylaştığı Bi' Küçük Eylül Meselesi, Türk Sineması'nda son zamanların en çok ses getiren yapımlarından biri oldu. Bi Küçük Eylül Meselesi, IMDB'de 7.9 gibi çok sağlam bir rakamla karşımıza çıkıyor. Öyle Bir Geçer Zaman Ki ile şöhreti yakalayan Farah Zeynep Abdullah ve Fatmagül'ün Suçu Ne? ile karşımıza çıkan Engin Akyürek için başarılı bir dizi geçmişinden sonra vurucu bir darbe bu film. Sevgililer gününde vizyona giren film, Nil Karaibrahimgil'in Kanatlarım Var Ruhumda isimli şarkısıyla bir bütün olup sizleri filmin çekildiği Bozcaada'da harika bir serüvene çıkarıyor.


Eylül (Farah Zeynep Abdullah), hayatının baharında hiçbir şeyi takmayan fazlasıyla metropollü genç bir kadındır. Sevgilisi (Onur Tuna) ve yakın arkadaşı (Ceren Moray) ile bir çekim için gittiği Bozcaada'da Tekin (Engin Akyürek) ile tanışır. Ve Eylül burada kendinin tamamen zıttı bu adamla bir öyle bir böyle bir aşk yaşamaya başlar. Eylül, şehirli bir kadın onun aksine Tekin ise Bozcaada'da yaşayan yaşamını karikatür çizerek kazanan bir adamdır. Bu aşk, Tekin'in küçük arkadaşı Gülşah (Serra Keskin)'in ara bulucuğuyla başlamıştır. Bir ay boyunca Bozcaada'da herkesten uzak Tekin'le zaman geçiren Eylül aylar sonra kendini Tekin'e aşık olmuş bir şekilde bulur. İstanbul'a döndükten sonra geçirdiği trafik kazası sonucu hafızasını kaybeden Eylül'ü Bozcaada'ya geri çağıran bazı şeyler vardır. İşte hikaye burada başlar. 


Filmin eleştirilerine geçecek olursak öncelikle oyunculuklardan başlamamız gerekir. Farah Zeynep Abdullah, Eylül karakteriyle kariyerinin zirvesini görmüş olmalı. Karakter o kadar sağlam ve gerçek ki Farah Zeynep, bizi adeta perdenin karşısında büyülüyor. Yeteneği ve güzelliği birleşince de Farah Zeynep Abdullah, sinemamız için son zamanların en iyi genç kadın oyuncusu denebilecek bir yere geliyor. Engin Akyürek ise Farah'ın yanında çok az sönük kalıyor. Oynadığı Tekin karakteri biraz oturmamış gibi ama her ne olursa olsun o da şahane bir oyunculuk dersi veriyor. Film boyunca bu yakışıklı adamdan çirkin diye bahsedilmesi ise biraz komik. Serra Keskin, Gülşah karakteriyle keşke daha çok filmde yer alsaydı dedirtiyor adama. Ceren Moray ve Onur Tuna ise yan karakterler olarak gayet başarılı. 


Filmin mutfağına gelecek olursak karşımıza çoğumuzun ismen bildiği Ezel'in senaristi Kerem Deren çıkıyor. Kerem Deren, ilk uzun metrajlı sinema filmiyle yönetmenlikte gerçekten sağlam şeyler vaad ediyor. Filmde sürekli bir "flashback" yani geçmişe dönme tekniği kullanılması izleyiciyi biraz sıkabiliyor. En azından benim bir süre sonra beynim allak bullak olmuştu açıkçası. Gökhan Tiryaki'nin usta görüntü yönetmenliği ve mekan çekimlerinin Bozcaada'da yapılması sizleri dehşet bir görsel ziyafete davet ediyor. Sanat Yönetmeni olarak ise karşımıza Haluk Ünlü çıkıyor ki bence en büyük takdiri o hak ediyor. Çünkü gerek mekanlar gerek de kostümler ki özellikle Eylül karakterinin stylingi muhteşem. Erdil Yaşaroğlu'nun Tekin karakteri için çizdiği karikatürler ise filme ayrı bir renk katıyor. 


Bi' Küçük Eylül Meselesi, tam anlamıyla bir dram içermekte. Filmin yarısından sonra daha net hissedebileceğiniz aşk ve dram öğeleri sulu gözlü hatunlarımızı ağlamaktan öldürebilir. Aslında klasik "fakir oğlan-zengin kız" konusu filmin orijinalliği sayesinde size o klişeyi bir gram hissettirmiyor. Filmin senaryosu ise çarpıcı sözler, güzel göndermelerle dolu. Instagram sahnesinde "anı yaşa, fotoğrafı aklınla çek" mesajı verilirken, "aşık olmak için fazla neşeliyim ben" gibi güzel repliklere de yer veriliyor. Kısa sürede bir marş haline gelen filmin şarkısı Kanatlarım Var Ruhumda ise Nil Karaibrahimgil'in yorumu ve Eylül karakteri ile bir bütün oluyor.


"-aşk mı bu? olamaz di mi? 
+eğer soruyorsan değil demektir."


19 Mart 2014 Çarşamba

Trend Alert: Denim Jacket

Şu geçiş döneminin belki de gözüme en çok çarpan parçası kot ceketler oldu. Doksanların ve milenyumun sevilen parçası kot ceketler bugün daha modern formlarda tekrar karşımıza çıktı. En son Men's Health Şubat sayısında stil köşesinde bu ceketleri görünce ailenizin feşın bılogırı olarak bu postu yazmak boynumun borcudur dedim ve sizin için kamu spotu tadında, fezleke modunda, tape tatlılığında bir Denim Jacket postu hazırlamak istedim.




Kot ceketlerin moda sahnesine ilk çıkışı 70lere dayanıyor. Punk, Rock, Grunge gibi akımlarda ön plana çıkan birer parça olarak da ün saldı. John Lennon, Kurt Cobain gibi isimlerin severek giydiği bu ceketler her on senede bir form değiştirerek tekrar mağazalarda yer edindi. Her daim "kot klasikliği" kavramını korudukları için her dönemde de severek giyildiler. Bugün ise özellikle Hipster ve Grunge akımlarının en gözde parçaları olarak vitrinleri süslüyorlar. 



 

Kot ceket bu sezon karşımıza daha fit kesimlerde çıkmakta. Normalin aksine iki farklı materyal kullanımıyla daha da revaçtalar. Bunun en güzel örneği ise deri-kot birleşimi. Genel olarak kolları deri geri kalanı taşlanmış kot olarak gördüğümüz ceketleri normalin aksine açık renk olarak daha çok görmekteyiz. Bizim bu sezon kot ceket giyerken uymamız gereken çok az kural var, hemen onlara bir göz atalım.




Kot ceketler bu sezon özellikle spor giyimle bir bütün olacak. Genel renk profili açık. Taşlanmış kumaşların fazlaca kullanıldığı kot ceketlerde zımba gibi ayrıntılar da gayet kullanılabilir. Devamında aksesuar olarak bere, şapka, bileklik ve kolyelerle uygun bir görüntü yaratabiliriz. Kot ceketleri bu sezon daha fit kesimlerle gördüğümüz için alırken üzerinize tam oturup oturmamasına dikkat edin. Bu sezon ZARA ve Topman çok güzel kot ceketler piyasaya sürmüş, bir bakın derim. Converse'i piyasaya geri döndüren ceketleri, kısa converseleriniz ile kullanabilirsiniz. Ha unutmadan, kot-kot kombini yapacaksanız pantolonunuzu ve ceketinizi karşıt tonlarda (açık mavi-granit, buz mavisi-lacivert vb.) seçip muhakkak bir kontrast yakalamalısınız. 





Sizin bu sezon en favori parçanız hangisi peki? Yorumlar aşağıya. :)


17 Mart 2014 Pazartesi

"King of Shaves" by Gratis

Gratis, rakiplerinin yapamadığı atağı yaparak ülkemize yepyeni bir erkek bakım serisi kazandırdı. Gratis'in Türkiye'ye ithal etmeye başladığı King of Shaves, birçoğunuza yabancı gelmeyecektir. İngiltere'nin bir numaralı traş markası olan King of Shaves, artık Gratis mağazalarında gayet de uygun fiyatlarla. Bu yepyeni ürünleri denemem için de Gratis, bana güzel bir paket yolladı. Ben de sizin için hepsini tek tek denedim, hazırsanız başlayalım! 


Duş Jeli, 250 ml olarak karşımıza çıkıyor. Koku olarak baskın bir lime kokusu alıyorsunuz. Ama erkeksi ve diğer rakip duş jellerine nazaran fazlasıyla farklı bir koku. Tam anlamıyla Schweppes Bitter Lemon ile aynı koku diyebilirim. Jelin duş sonrası kalıcılığı orta seviyede. Fazlasıyla köpüren güzel bir yapısı var. Benim gibi en ufak kimyasala reaksiyon gösteren hassas ciltliler gönül rahatlığıyla kullanabilir.


Nemlendirici, 100 ml olarak karşımıza çıkıyor. Genelde erkek nemlendiricileri 50 ila 75 ml arasında olduğu için bu ürüne artı bir katıyor. Nemlendirici içerisinde Aloe Vera bulundurmakta ama baskın olarak Turunç diye nitelendirebileceğim bir kokusu var. Benim gibi yağlı ciltler için ideal bir nemlendirici değil çünkü emilimi orta seviyede. Fakat benim gibi her nemlendiriciyi kolay kolay beğenmeyen birinden geçer not aldı diyebilirim. Nemlendirme olarak değerlendirecek olursak 5 üzerinden gönül rahatlığıyla 4 verebilirim.


Traş Jeli, 150 ml olarak karşımıza çıkıyor. Duş jelinde olduğu gibi baskın bir lime kokusu var ve yine çok erkeksi. Fakat alışageldiğimiz traş jellerine göre köpürmek yerine kaygan bir yapı sunuyor size. Sapsarı bir şekilde sakallarınızın üstünde duruyor. Köpürmemesi hiçbir şey fark etmiyor çünkü gerçekten güzel bir traş vaad ediyor. Ben her ne kadar makineyle traş olduğum için bu ürünü çok kullanamayacak olsam da bugüne kadar gördüğüm en orijinal traş jeli diyebilirim.


Traş Balmı, 100 ml olarak karşımıza çıkıyor. Ben traş losyonu değil de traş balmı sevenlerdenim. Losyonlar alkollü olduğu için beni inanılmaz rahatsız ediyor. Balmların çoğunda ise kıvam problemi yaşıyorum. Çok sulu cıvık cıvık traş balmlarını sevmiyorum daha nemlendirici kıvamında ürünlerden hoşlanıyorum. Bu yüzden kıvamı benden geçer not aldı. Devamında hindistan cevizi özlü bir ürün ve yoğun bir hindistan cevizi kokusu var fakat bilen bilir ben hindistan cevizi ve vanilya kokularından nefret ederim. Fakat hemen traş sonrası kullanıldığında traş jeli kokusuyla karışınca o baskın koku kayboluyor ve daha hoş meyvemsi bir koku kalıyor. En güzel özelliği ise cildi hiçbir şekilde yakmaması kesinlikle. 



Traş Bıçağı ise beni en çok şaşırtan ve en çok da ilgimi çeken ürün oldu. Söylediğim gibi traş makinesi kullandığımdan traş bıçaklarına çok aşina değilim.  Fakat bu bıçağın çok ilginç bir tasarımı var. İlk önce nasıl kullanacağımı bilemedim ama daha sonrasında işi çözdüm. Bıçaklar yüzünüzde kayıyor ve sakallarınızı kesip kesmediğinizi bile anlamıyorsunuz. Benim gibi hassas ciltler için ideal bir traş bıçağı fakat tek eksiği çok kısa kılları almaması bana kalırsa.


King of Shaves, benim üzerimde olumlu etki bırakan bir marka oldu genel olarak. Pahalı erkek bakım markalarına çok fazla para dökmemek isteyenler için ise bire bir. En temel ihtiyaçları beş ana parçada tamamlayan seride özellikle duş jeli ve traş balmı, kesinlikle bir daha alacağım ürünlerden.

9 Mart 2014 Pazar

Yves Rocher Pure System İncelemeleri

Yves Rocher son zamanlarda elimde en çok ürünü bulunan markalardan biri. Her ne kadar ne bir sivilcem ne de bir lekem kalmadıysa da ürünler hazır elime geçmişken bu son ürünleri denemek farz oldu. Hem son zamanlarda hakkında iyi yorumlar okuduğum hem de merak ettiğim Yves Rocher'un Pure System serisinden iki ürün olan Clarifying Toner ve Stop Blemish Lotion'ı sizler için denedim, yorumladım.


Ürün serisi yanlış hatırlamıyorsam  dört farklı üründen oluşuyor. Benim elimde ise şu an iki tanesi var. Pure System, sivilceleri azaltmak ve geriye kalan leke görünümlerini en aza indirmek için üretilmiş bir seri. Bana kalırsa daha önce incelediğim The Body Shop Tea Tree serisine çok benziyor Pure System. Aloe Vera içeren bir seri olması da denemem için güzel bir sebep oldu. The Body Shop Tea Tree serisiyle kıyasladığımızda maalesef etkisi daha hafif kalan serinin bu iki ürününü detaylı olarak inceleyelim.

  
Yves Rocher Pure System Clarifying Toner, Gözenek Arındıran Matlaştırıcı Tonik olarak piyasaya sürülmüş bir ürün. İçerisinde Aloe Vera, Kaside Kökü ve Elma Özü var. Günde iki kez kullanıldığında sivilce kızarıklıklarını hafiflettiği, gözenekleri sıklaştırdığı ve cilde uzun süreli matlık kazandırdığı yazıyor. Toniğin kıvamı piyasadaki normal toniklere nazaren adeta koyu. Yani baya baya elma püresi kıvamında. Öncelikle bu büyük bir eksi ürün için çünkü pamuğa koysan olmaz, elle sürsen olmaz. Yeşil ve elma püresini andıran kıvamından bir gram hoşlanmadım ürünün. Bunun yanı sıra göz yakmayan, alkolsüz içeriği gayet hoş. Yüzünüze aman aman bir tazelik vermese de fiyatına göre iyi, kullanılabilir bir ürün. 150 ml olan ürünün fiyatı ise 25 lira.


Yves Rocher Pure System Stop Blemish Lotion ise Matlaştırıcı ve Kusur Giderici Bakım Kremi olarak piyasaya sürülmüş. Genel olarak çabuk emilen, ince kıvamlı bir bakım kremi. Ben maalesef bu ürünün de aman aman bir faydasını görmedim. Büyük ihtimal akne problemi yaşamadığım için bende çok etkisini göstermedi ürünler ama söylediğim gibi haklarında iyi yorumlar okumuştum. Günlük temizliğinizi yaptığınızda cilde gün içerisinde iki kere uygulanması tavsiye ediliyor ürünün. 8 saat matlaştırma garantisi verilmiş. Aloe Vera içeren ürün, fiyatına göre kullanılabilir en azından denenebilir bir bakım kremi. 40 ml olan ürünün fiyatı ise 30 lira.

Sorularınız ve merak ettikleriniz için, yorum bırakmanız yeterli. :)

4 Mart 2014 Salı

The Oscars 2014: Red Carpet

Sinema dünyasının nefesleri yıllardır aynı ödül töreninde hep beraber tutuluyor. Büyük piyasanın büyük ödülü olan Academy Awards veya heykelciğinin ismiyle bilindiği üzere The Oscar, bu sene de şahane bir ekinlik oldu. Kimisi oscar sevinci yaşarken kimisi eve yine boş döndü, kimisi de oralı bile olmadı. Pizzasıyla, selfiesiyle, düşeniyle, kalkanıyla Academy Awards 2014'ün kırmızı halısını hemen mercek altına alıyoruz.


Angelina Jolie, Elie Saab tasarımı şampanya tonlarında bir elbiseyle karşımızda. Cesur kırmızı halı kıyafetleriyle tanıdığımız Angelina Jolie'den beklenmeyecek bir sıkıcılık açıkçası. Ama kilo aldığını görmek sevindirici. Açıkçası Angelina'yı uzun süredir böyle mutlu ve güzel görmemiştim tabii bunda parmağındaki 42 karatlık elmas da sebep olmuş olabilir.


12 Years a Slave ile hayatı bir anda değişen Lupita Nyong'o, Prada elbisesiyle inanılmaz görünüyor. Hayatımda gördüğüm en güzel bebek mavisi elbise bu olabilir fakat Lupita Nyong'o'da elbise fazla sönük kalmış. Böyle bir elbise bana kalırsa Rihanna'da çok daha şahane duracaktır. Oyunculuğunu takdir ettiğim Nyong'o, ödülü alırken geçmişinden bahsettiğinde benim bile içim cız etti. Lupita'nınki güzel bir azim öyküsü.


Hollywood'un son zamanlarda yetiştirdiği en umut verici oyuncusu olan Jennifer Lawrance, peplum detaylı kırmızı Dior bir elbise giydi o gece. Lupita Nyong'o ile başbaşa gittikleri ödül yarışında -ki benim tahminim Jennifer'dan yanaydı- ödülü kaptırması onun için baya üzücü olmuş olmalı. Ama daha sonrasında hiç de oralı olmadığını gördüğümüz Lawrance, hepinizi donumda sallarım arada siz garibanlar da sevaplansın edasıyla ve Dior sponsorluğuyla daha ne oscarlar görecek kim bilir. (P.S. Gerek kolyesi gerek saçı gerek de makyajıyla benim favorilerimden fakat elbisenin dizden aşağısı çok rahatsız edici duruyor)


Anne Hathaway, yine bir zevksizlik timsali olarak Gucci elbisesiyle karşımızda. Devil Wears Prada'dan sonra bir daha şık göremediğimiz Anne Hathaway, Le Miserables için kısacık kestirdiği saçlarıyla üstüne tüy dikmiş oldu. Eskiden yine biraz daha katlanılabilir olan Anne, Türkiye'de olsa haftanın rüküşü seçilmekten ciğeri solar. Elbisesinin 2000leri anımsatan kesimi ve anlamsız taş detaylarıyla Anne Hathaway, yine sınıfta kaldı. 


Kate Hudson ise benim için Versace elbisesiyle gecenin en şıkı olabilir. Elbisenin hem göğüs hem sırt dekoltesine hasta oldum tabii bunda Kate Hudson'ın duruşu ve güzelliği de etkili. Oscar gibi bir ödül töreni için harika bir seçim olan beyaz ışıltılı, vatkayı andıran omuz ayrıntılı bu elbise kırmızı halıda bir yıldız gibi parlamıştır eminim.


Sandra Bullock ise o gece Alexander McQueen tasarımı fakat kumaşını hala anlayamadığım straplez ve gece mavisi bir elbiseyle boy gösterdi. Elbisenin gerek modeli, gerek ise kumaşı gerçekten kötü duruyor. Standart bir anlayış olarak straplez diyince bir omuzdan saçı dökelim olayı da artık azalarak bitiyor fakat Sandra Bullock bu konudan çok uzak haberi yok sanırım.


Benim için her zaman çok ayrı bir yeri olan Julia Roberts, Givenchy tasarımı beni kahreden çirkinlikte bir elbiseyle karşımızda. Julia Roberts'ın oyunculuğu benim için her daim ayrıdır fakat keşke o zevki bana kıyafetiyle de yaşatsaydı. Siyah tül perde kıvamında işlemeleri, çirkin göğüs dekoltesi ve geri kalan her şeyiyle fazlasıyla üzdü.


Hey gidi hey, neydin n'oldun diye sağlam bir iç çektiren Charlize Theron, Dior bir elbiseyle gecede boy gösterdi. Elbise o kuyruk eklentisi olmasa belki de daha güzel olabilirmiş fakat o kuyruğu koymak hangi akıllının fikriyse büyük bir yazık olmuş. Charlize Theron'un yine 2000leri andıran saç modeli ise elbiseyi daha da batırmış. Bu kadar kısa bir saça böyle bir dekolteli ve omuzları oldukça ön plana çıkaran bu elbise olmamış.


Yunan tanrıçası Hera'ya benzemeye çalışıp, Hint Prenseslerine benzeyen Penélope CruzGiambattista Valli tasarımı elbisesiyle çok da yorumlanacak bir durumda görünmüyor. Hele ki elbisenin şu siyah fiyonku ömre bedel. Flaşlardan beyaz gibi görünse de elbise aslında toz pembe bir renkte.


Gri, granit ve siyah geçişli Vera Wang elbisesiyle Emma Watson da gecenin en sıkıcı isimlerinden. Oysa ki Golden Globes'ta giydiği pantolonlu elbisesiyle gönüllerimize taht kuran, ha bu kız işi biliyor dedirtip şimdi büyük bir hayal kırıklığına uğratan Emma Watson'ı tarih asla affetmeyecek. Tek tesellim ise saçlarını uzatması için her postumda ağlayıp sızladığım Emma'nın sonunda saçlarını uzatması oldu. Hala salına salına belinde saçlarla göremedik genelde topuz kullanıyor ama bu da bir gelişme.


Grammy sanıp yanlışlıkla Oscar'a gelen Lady Gaga, Versace elbisesiyle salınıyor. Şahsen elbiseyi çok beğendim ama Gaga nedense put gibi inanılmaz donuk duruyor. Sevtap Parman edalarında salınan Lady Gaga, törene neden gelmiş bilinmez ama elbisesiyle ortamın şıklık oranını baya bir yükselttiği kesin. 


Anna Kendrick ise Mendel tasarımı elbisesiyle gecenin en bedbaht adayı olmaya hak kazanıyor. Elbise o kadar rüküş ki şu an kelimeler kifayetsiz kaldı. O göğüs gölgesindeki şeritler, o alt kısımdaki şifon işlemeler, elbisenin eteği falan içler acısı. Kızcağızın bakışı, duruşu daha beter oralara hiç girmiyorum.


Ha doğurdu ha doğuracak Kerry Washington, Jason Wu tasarımı (tasarım derken?) elbisesiyle doğum öncesi Demet Akalın gibi kırmızı halıda geziniyor. Yani ha doğurdu ha doğuracak. Ayrıca resmen üç metre kumaşı iki dikişle elbiseye çevirmişler ve buna tasarım demişler bu ablam da giymiş. İnsan hayret ediyor doğrusu.


Bu postu da ustaların ustası, kadının dibi, asaletin timsali, hakkında Hollywood'un bulunmaz nimeti olarak bahsedilen Meryl Streep ile noktalamak istiyorum. Sıkı bir hayranı olduğum Meryl Streep, oynadığı o güçlü kadın rollerinin aksine ne kadar da sıcak bir hatun olduğunu Ellen'ın selfiesiyle bizlere gösterdi. Yaşına göre giydiği Lanvin elbisesiyle yaşıtlarına örnek olması gereken bir isim. Umarım nice senelere daha nice filmlerini izleriz büyük ustanın.

Gecenin favorisi sizin için kimdi peki?

2 Mart 2014 Pazar

Görkem Karman ile biraz makyaj biraz da moda üzerine.

Görkem Karman, "bir video çektim hayatım değişti" diyebilecek nadir insanlardan. Kısa süre önce açtığı "yourfaceismycanvas88" isimli youtube kanalı bugün yaklaşık 48.000 kişi tarafından takip ediliyor, videolarını on binlerce insan izliyor. Türkiye'de makyaj denince artık onun da ismi akıllara geliyor. Son zamanların belki de yıldızı en çok parlayan Makyaj Vloggerı Görkem Karman ile çok sıcak biraz makyaj biraz da moda içeren bir sohbet gerçekleştirdik.  

Ladies and gentleman, please welcome, Görkem Karman!

  
"...klasik Türk kızı." 

Ali Rıza T.Ünlü bir "Makyaj Vloggerı" kimliğinin yanı sıra, Görkem Karman kimdir?
Görkem K.:  Asıl branşı İngilizce olan ancak hobi olarak açtığı Youtube kanalı ve blogunu mesleğe dönüştürebilme şansını yakalamış, seyahati seven, epey ağlak bir yengeç burcu, klasik Türk kızı.

Ali Rıza T.Nasıl başladı bu vlog sevdası? Vlog çekmek, blog yazmaya göre daha özgüven gerektiren bir durum. Birçok kişi kolay kolay cesaret edemez ne de olsa. Görkem'e bu videoları çektirmeye başlatan olay veya sebep nedir?
Görkem K.Video çekmeye başlamadan önce uzunca bir süre izledim. Yaklaşık 3-4 sene kadar yabancı vloggerları düzenli takip ettim ve blog yazılarının yetmediği yerlerde videolardan destek almaya karar verdim ve geçtim kamera karşısına. 

Ali Rıza T.Yaklaşık 48.000 abonen var Youtube kanalında. En çok izlenen videon ise 185.000i görmüş diyebiliriz. Bu başarıyı neye borçlusun Görkem? Ne diye yorumluyorsun bunları?
Görkem K.Bu işi gerçekten ciddiye alarak ve gönülden yaptığımı görebilen, çok genç, çok kaliteli bir kitleye hitap ettiğimi düşünüyorum. Bu biraz şans, biraz emek, biraz da kader bence. 


"...siyah göz kalemlerimi kapıp geliyorum!"

Ali Rıza T.Gelelim makyaj konusuna. Başta Chanel, Yves Saint Laurent, Burberry de olmak üzere büyük moda markaları kozmetik piyasasında da bir yer edindi. Bu konuda ne düşünüyorsun?
Görkem K. YSL'yi ayrı bir kefede tutarak modada isim yapmış markalar artık kozmetik sektörüne bulaşmasın diyorum. İyidir, güzeldir diyerek aldığım çoğu ürün beni hayal kırıklığına uğrattı. Dediğim gibi; YSL hariç. Fondotenleri benim göz bebeğim.

Ali Rıza T.Şimdi ben sana "Ya Görkemcim, yarın bir çekimimiz var makyaj konusunda da yardımın gerekli. Vamp ve gotik bir tema olacak. Malzemelerini de kap gel." desem yanında ilk olarak neleri getirirsin?
Görkem K.Vamp ve gotik? Ben MAC Diva rujumu ve simsiyah göz kalemlerimi kapıp geliyorum!

Ali Rıza T.Benim kardeşimle yaşıt dünyalar güzeli bir kız kardeşin var. Makyaj konusunda uzman bir abla olarak, Buket'e ne tavsiyelerde bulunuyorsun? Genç izleyicilerin makyaja nasıl başlamalı?
Görkem K.:   Buket adına çok teşekkür ederim. :) Kardeşim bu konuda gerçekten çok bilinçli. Öyle ki Youtube kanalımı açmadan önce makyaj videoları izlerken bana eşlik ederdi ve küçücük kızların makyaj yaptığını görünce 'Yazık ediyorlar ciltlerine, keşke sadece izleyip öğrenmekle yetinseler.' derdi. Ara ara hala benzer olaylar yaşıyoruz ve ben bir abla olarak hep aynı hatırlatmayı yapıyorum: 'Cildin de bedenin gibi bir geçiş döneminde. Bırak kendini tanısın. Kimyasallarla maskeleme.' Diyeceğim şu ki; acele etmesinler. Başlangıçta temiz içerikli ve ciltlerinin tazeliğini maskelemeyecek ürünler tercih etsinler.


"...gözüm doydu galiba." 

Ali Rıza T.Bir MAC hastası olduğunu ben de çok iyi biliyorum. MAC'i diğer markalardan farklı kılan nedir senin gözünde?
Görkem K.Far, ruj ve kapatıcı konusunda MAC bir hazine benim için ancak son zamanlarda abartılı fiyatları neredeyse haftada bir koleksiyon çıkarmalarından dolayı biraz soğudum ne yalan söyleyeyim. Yine de ilk göz ağrım, başımın tacıdır. Pigmentasyon, kalıcılık ve renk skalası anlamında diğer markalardan farklı bir yerde benim için.

Ali Rıza T.Roma'da yaptığın alışveriş videonu görmüştüm. Peki illa gidip alışveriş yapmak istediğin bir şehir var mı?
Görkem K.Çok kısa ve şaşırtıcı bir cevap olacak belki ama yok sanırım. Gözüm doydu galiba. 

Ali Rıza T.Görkem Karman'ı tanımlayan koku hangisi?
Görkem K.Lancome - Tresor


"...rahat olsun yeter de diyemiyorum.

Ali Rıza T.Topuklu ayakkabılarınla ilgili videonu izlemiştim ve ayakkabıların hepsine bayılmıştım. Ayakkabıda takıntılı olduğun bir marka var mı? Rahatlık mı görünüş mü senin için önce gelir?
Görkem K.Marka takıntım yok 'ama rahat olsun yeter' de diyemiyorum. Özellikle topuklu ayakkabı konusunda görsellik çok önemli benim için. Öyle ki o videodaki fuşya süet ayakkabılarım ayağıma yarım numara küçük. Sağlıklı değil biliyorum ama o kadar yakıştırdım ki kendime, kattım koleksiyonuma.

Ali Rıza T.Görkem'in çantaları genelde nasıldır?
Görkem K.İç kısmı bol cepli, valiz kadar büyük değil ancak kendini gösterecek kadar da hacimli ve genelde deri.

Ali Rıza T.Peki Görkem Karman'ın ileriye dönük hedefleri, hayalleri neler? Ünlü bir makyaj otorütesi veya ünlü bir vlogger olmak mı? Yoksa bir yerden sonra tamam bu kadarmış mı diyeceksin?
Görkem K.Bu soruyu cevaplamak ne kadar tuhaf geliyor, bilemezsin. Bundan 1 sene önce öğretmen olacağım günü iple çekerken hayat ve en büyük hobim çok farklı bir yol çizdi bana. Sanırım kalıplaşmış makyaj kanalı formundan sıyrılıp farklı konularda videolar yapmaya devam edeceğim. Böyle mutluyum çünkü. 

Ali Rıza T.Son olarak bu yoğun dönemlerinde projelerden, videolardan, blogtan ve birçok işinden bana zaman ayırıp sorularıma tüm samimiyetinle cevap verdiğin için çok teşekkür ederim. Eklemek istediğin herhangi bir şey var mı? Seni daha nice yıllar keyifle izlemek dileğiyle...
Görkem K.Asıl bana da yer verdiğin için ben teşekkür ederim. Sorularını keyifle cevapladım. Başarılarının devamını diliyorum.