28 Şubat 2014 Cuma

Film İncelemesi: The Others (2001)

Bir sinema öğrencisi olarak sanırım bu köşeyi daha önce açmamam bile büyük bir hataydı. Ara sıra izlediğim diziler hakkında izlenimlerimi sizinle paylaşıyorum çok da güzel geri dönüşler alıyorum. Ben de bu yüzden en azından haftada bir tane film incelemesi girerek hem onlar hakkında görüşlerimi paylaşmak hem de size tanıtmak istiyorum. Bu yüzden ilk tercihimi de benim için çok ayrı bir yeri olan The Others (Diğerleri)'tan yana yapmak istedim. Vatana millete hayırlı olsun.


Nicole Kidman gibi bir ismin belki de en çok ses getiren filmlerinden biri The Others. Latin yönetmen Alejandro Amenabar'ın da en popüler filmi olan The Others, IMDB'de 7.6 gibi hatırı sayılacak bir rakamla karşımıza çıkıyor. Eyes Wide Shut (Gözü Tamamen Kapalı) ile bana kalırsa hayatının dönüm noktasını yakalayan Nicole Kidman, 2001 yapımı The Others ile bambaşka bir karakter ile unutulmayacak bir performans gösteriyor. Filmin dünya çapında 28 adet ödülü var. Amenabar'ın diğer filmleri gibi bilinçaltına oynanmış bir film aslına bakılırsa. Fakat filmi gerilim kategorisinde diğer rakiplerinden farklı kılan ise seks, şiddet ve kan kullanılmadan insanı gerim gerim germesi. Filmi dikkatli izlerseniz aslında birçok mantık hatası yakalayabilirsiniz, sıkı bir sinema severseniz sonunu kısa sürede tahmin edebilirsiniz. Fakat Nicole Kidman'ın nötr ifadesi ve donuk oyunculuğu insana ekran karşısında buz kestiriyor. 


Grace Stewart (Nicole Kidman), sisler içerisindeki karanlık malikanesinde iki çocuğuyla birlikte yaşayan bir kadındır. İkinci Dünya Savaşı'na gönderdiği kocasını beklemekte ve çocuklarına bu sürede evde eğitim vermektedir. Bir gün hiç beklemediği anda üç kişi kapısını çalar. Daha önceki hizmetçileri evi sebepsizce terk ettiği için Grace Stewart bu insanları işe alır. Fakat bu insanlar malikaneyi bildiklerini ve daha önce burada çalıştıklarını iddia eder. İşler burada karışmaya başlar. 


Grace Stewart'ın küçük kızı daima olarak sesler duyduğunu ve silüetler gördüğünü iddia etmektedir. Hatta ve hatta küçük bir oğlanla konuştuğunu söyler. Lakin hizmetçilerin eve gelmesiyle kızın iddiaları daha da artar. İlk başlarda suçu hizmetçilere atan Stewart, kendisinin de aynı duruma düşmesiyle evde garip bir şeylerin döndüğünü anlamıştır.


Dram ve gerilim dolu bilinçaltı öğelerine fazlaca inilen The Others, Nicole Kidman'ın oyunculuğu Alejandro Amenabar'ın yönetmenliği ve Javier Aguirresarobe'nin kamerasıyla 2000ler Hollywood'unda yeri ayrı tutulacak bir film.

"Sooner or later, they will find you."

26 Şubat 2014 Çarşamba

Jeremy loves Happy Meal: Runway Capsule Collection by Moschino

Yeni yıldan beri mizah dolu yazılarımdan uzak duracağıma dair kendime sözler veriyorum. Uzun zamandır da blogum bir o kadar da ciddi farkındayım ama gündemimiz o kadar can sıkıcı o kadar sinir bozucu ki elimde böyle bir malzeme varken bunu ziyan etmek olmazdı. Bayanlar ve baylar, hazırsanız son zamanların en çok konuşulan koleksiyonunu beraber inceleyelim.




Rita Ora'dan The Blonde Salad'a hatta ve hatta Ece Sükan'a kadar tüm fenomen ablalarımızın elinde son zamanlarda gördüğümüz Moschino'nun yeni koleksiyonu Runway Capsule son zamanların en çok konuşulan belki de en çok tepki alan koleksiyonu oldu. Moschino'nun yeni kreatif direktörü Jeremy Scott'ın icadı olan koleksiyon her ne kadar birçok moda otoritesi tarafından pohpohlansa da bir çoğu için de Moschino'nun bugüne kadarki imajını tamamen zedeledi. Hayır insan düşünüyor çok bir boka da benzemiyor ki koleksiyon. Rita zaten Jeremy'nin kankası, Ece desen trendsetter da o Chiara denen hilkat garibesi tipli karı instagramını doldurdu da doldurdu bir telefon kabıyla. Ulan koskoca The Blonde Salad'sın sen yakıştı mı bu hareketler fakir sıfatlı yelloz.


Moschino'nun ilk olarak Milano Moda Haftası'nda görücüye çıkardığı koleksiyon gerçekten içler acısı yarabbim. 2014 Spring/Summer olarak tasarlanan kıyafetler Katy Perryli defilenin ardından ise büyük tepkiler aldı. Hatta size bombastik bir kulis dedikodusu da vereyim. İsmini vermek istemeyen bazı moda otoriteleri Jeremy Scott'ın Moschino'nun sonunu getireceğini düşünüyormuş. Eğer ki Moschino, yakın zamanda Jeremy'i markadan uzaklaştırmazsa hem yılların itibarını zedeleyecek hem de kendi iflasını hazırlayacakmış. Kısaca bir flashback yapacak olursak aslında biz de ayrımı çok net görebiliriz. Jeremy Scott daha önceki Moschino Jacket Bags yazımda da belirttiğim gibi zaten tepkileri üstüne çekmişti şimdi de üstüne tüy dikmiş oldu. Jeremy, yıllardır füturistik ve cartoon bakış açısıyla modada yer almış biri özellikle sokak modası onun alanı aksine ise Moschino bir haute couture markası. Şimdi bakarsanız günümüz şartlarında bu sentez sağlam bir kombinasyon, ortaya güzel işler çıkabilir. Fakat inanılmaz klasik bir markanın bu denli uçması fazlasıyla dengesiz bir hareket. Ya allah için şuna bak kim böyle sokağa çıkar Mc Donalds kasiyeri misin kuryesi misin belli değil ulan ayın elemanı gibi giyinmiş herkes.

   
Jeremy, koleksiyonu yaratırken yaratıcılığını kullandığını iddia etmiş. Canım bu yaptığına şantaj derler böyle aşka montaj derler. Bu adeta Mc Donalds bu ablamlar adeta kasiyer. Bunun neresi yaratıcı neresi özgün yorumu siz meclis-i şahaneye bırakıyorum. Elbise fiyatı €245.

  
Bu elbiseyi görünce ranch sos stokları tükenmiş onun yerine sarımsaklı mayonez var diyen Mc Donalds şubeleri aklıma geliyor. Hangi insan evladı üstünde "20 milyarın üstünde sattı" manasına gelen bir elbiseyle dolaşır? Hayır ortada bariz bir sübliminal var yeminle bu elbiseyi giyen abla tecavüze uğrasa yazıdan dolayı teşhirci kabul edilir hatta hapise dahi girer ülkemizde. Elbise fiyatı €649.


Bu ne lan pazarda satılan çakma üstlere benziyor lan hatta Mc Donalds çakması baya. Off Happy Meal gibi ne bileyim Quarter Pounder gibi bir jumper yani. Jeremy evladım olsa odasına ayakkabı kutusu koyar polise ihbar ederim. Jumper fiyatı €531.

    
Şimdi bu çanta Chanel araklaması değil mi? Bence bariz öyle. Bana üstüne ketçap dökülmüş Chanel Purse'i anımsattı bu çanta. Ayy bu çanta benim olmalı, euro 3 küsur lira olmuş kimin umrunda dünya şeyime minare kıçıma hanım kızlarımız için önerim bol bol telefon kayıtları olan bir koca bulup bu çantadan bir tane aldırtmaları. Çanta fiyatı €920.


Ben bu kadar çirkin bir kemeri özkanlar pazarında dahi görmedim açık konuşalım. Kemer konusunda kekoluğun zirvesini görmüş Dolce&Gabanna bile bundan daha kötüsünü yapamaz sanırım. Derisi desen pavyon koltuklarına benziyor yazısı desen hardalla yazılmış gibi. Allah ıslah etsin. Kemer fiyatı €230.

   
Belki de koleksiyonun en katlanılır parçası olan iphone kabına şöyle bir göz atacak olursak sanırım çok da fena durmuyor. Hatta Moschino "bu çocuğu çok kızdırdık kalpten falan gitmesin" diyerek bana bir tane bundan yollayabilir. Her ne kadar iphone kullanmasam da yanımda gezdireceğim bir ürün olabilir. iPhone Kabı fiyatı €49.



Gördüğünüz gibi koleksiyona karşı gayet negatifim. Sizin görüşleriniz ne? Sevelim mi nefret mi edelim?


18 Şubat 2014 Salı

FaceCleanser Challenge: L'oreal vs Neutrogena

Bugün sizler için piyasanın bu ara en çok duyulan, her blogta lafı geçen iki yüz temizleyicisinden hem kısaca bahsedeceğim hem de iyisiyle kötüsüyle sizlerle deneyimlerimi paylaşacağım. Bu karşılaştırmada konuklarımız L'oreal Paris'in Perfect Clean serisinden Köpük Jel ve Neutrogena'nın Deep Clean serisinden Krem Temizleyici.  


L'oreal Paris'in Perfect Clean serisinde bulunan Köpük Jel ile başlayalım. Ben karma cilde sahibim. Sadece yüzümün T bölgesi yağlı. Bu seriyi uzun zaman önce yurt dışında görmüş hatta peelingini denemiş ve çok beğenmiştim. Daha sonra Türkiye'ye geldiğimde de bulamamıştım. Uzun zamandır pazarda olan bir ürün değil sanırım. Ürün size bir cleanpad ile geliyor ortada görüldüğü üzere. Silikon bu pad ile yüzünüze jeli uyguluyorsunuz. Jel olduğu için kolay bir şekilde köpürüyor. Cleanpad ise çoğu üründe olmadığı için bu ürünü rakiplerine göre fazlasıyla öne geçiriyor. Beyaz sabun kokan ürün hem derinlemesine temizliyor hem de kokusuyla rahatsız etmiyor. Ürünün şeklinin bu kadar güzel olduğuna bakmayın. Kapağı o kadar hassas ki ikinci açışınızda elinizde kalabilir. Çok dikkatli davranmazsanız daha ürünü kullanmadan atmak durumunda kalabilirsiniz. Onun yanı sıra bende inanılmaz kuruluk yapan bir ürün oldu hatta sivilceler dahi oluşturdu yüzümde. Genelde çok iyi yorumlar alan ürün benden geçer not alamadı. Ürün 150 ml olup fiyatı yaklaşık 10 lira.

  

Neutrogena'nın Deep Clean serisinde olan Krem Temizleyici, bana yurt dışında yaşayan kuzenimin hediyesi denebilir. O memnun kalmadığı için ürünü bana getirdi. Diğer rakiplerine göre hem daha uzun zamandır piyasada hem de daha avantaj sahibi bir ürün. Hem markası hem de peelingimsi yapısı bu ürünü daha önde tutuyor diğerlerine göre. Krem olduğu için çok fazla köpürmese de gerçekten sağlam bir temizlik çıkarıyor. Fakat eğer cildiniz hassassa veya gözlerinizde bir hassasiyet varsa bu ürünü kullanmanızı önermem. İlk başlarda yüzünüzü ciddi anlamda yakıyor en azından ben ilk sürdüğümde yüzüm yanıyor sandım. Devamlı kullanımda ise o yakıcılık kayboluyor. Hem çok fresh hem de dayanıklı bir ürün. Sizi uzun süre idare edecektir.  Ürün 200 ml olup fiyatı yaklaşık 10 lira.


Benim görüşlerim yukarıda okuduğunuz gibi. Piyasada kolaylıkla bulunan bu ekonomik ürünleri gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz. Fakat size önerim gerçekten yağlı ciltlerin soldaki jel temizleyiciyi, karma ve normal ciltlerin ise sağdaki krem temizleyiciyi kullanması olacaktır. Bir sonraki temizleyicimi siz seçin istiyorum, muhakkak kullanmamı önerdiğiniz bir ürün varsa lütfen aşağıya yorum olarak bırakın. 


15 Şubat 2014 Cumartesi

Fitness Diaries #1. (Bazı İpuçları)

Yıllarca en büyük sıkıntılarımdan biri de tam anlamıyla hiçbir zaman sportif bir hayata sahip olamamamdır sanırım. Her zaman çalışkan bir öğrenciydim ama bu da bana çelimsizlik olarak geri döndü. Okulu ve sporu bir arada götüren insanlara da her zaman imrenmişimdir, bunun başında da kardeşim var. Bir dönem beyzbol oynadığım, bir dönem basketbola merak saldığım doğru. Fakat hiçbirini devam ettiremedim. Ergenlikle gelen kas ve gösteriş merakı ise beni fitnessa yönlendirmişti. Bir ara üç ay bir ara iki ay olarak yaptığım fitness ise her ne kadar kopuk kopuk olsa da en elle tutulanıydı. Şimdi ise fitness sahalarına bir daha terk etmemek üzere dönüyorum hem de çok kararlıyım. Son bir haftadır alkoldür, gazlı içecektir yok efendim cipstir çikolatadır ağzıma sürmedim. Bu yaz ben de beach clublarda boy göstermek istiyorum. Yaza az kaldı biliyorum ki sizler de fitness salonlarına akın ettiniz. Şimdi bu ilk postla da sizlerle birkaç güzel ipucu paylaşayım istedim. İçinizden "ya Ali sen zaten dal gibisin ne işin var fitnessta" diyenler olacaktır ama unutmayın zayıf bir vücut fit bir vücut değildir.


Öncelikle spor salonunda olabildiğince hafif giyinmek gerekiyor. Çünkü çok fazla terlediğinizde kıyafetleriniz teri üstünüzde tutuyor bu da sizi hastalığın pençesine sürüklüyor. O nedenle özellikle hava destekli şortlar -ki genelde basketbol şortları- bu konuda ideal. Onun yanı sıra ben tişört değil de atlet taraftarıyım. Hem rahat hem de havadar. En son da en sevmediğiniz spor ayakkabınızı salon için ayırın ama rahat olmasına dikkat edin.


Spor çantasında ise bulunması gereken belli başlı parçalar var. Temiz ve yumuşak bir havlu bunların en başında geliyor. Ben her defasında havlumu soyunma odasında unutuyorum ama siz siz olun terinizi alacak havlunuzu yanınızdan ayırmayın. Su ise mümkünse damacanayla yanınızda götüreceğiniz temel başlardan biri. Ter kaybı demek su demek. Şunu da unutmayın ki çok fazla su içmek ağırlıklar sonrası vücudunuzda ödemlerin oluşmasını da önlüyor. Yapılan araştırmalar spor salonunda gaza getirici şarkıların dinlenmesinin sizi harbiden gaza getirdiğini de kanıtlamış. Bir playlist hazırlayın içine bolca Work Bitch, Part of Me, Eye of The Tiger patlatın. Soyunma odalarındaki kötü koku sorunsalı için de bir adet deodorant şart. Herkes deodorant kullanırsa kimse kötü kokmaz değil mi? B-12 vitamini kas ağrılarınızı azaltırken iştahınızı da açar. Sinir sistemini dengeleyen bu vitaminin eksikliğinde ağrıları yüksek derecede hissetme problemi veya dirençsizlik ortaya çıkıyor. Son olarak da size iki opsiyon sunuyorum. Ya ağırlık eldiveni kullanın ya da nemlendirici. Ağırlık kaldırdığınız metaller avucunuza zarar verir ve buda ileriye dönük mantar ve nasır problemlerine yol açar. Bu nedenle büyük ağırlıklar için muhakkak eldiven şart fakat kullanmak istemeyenler hemen antrenman sonrası güzel bir nemlendiriciyle ellerini ovsunlar.

birkaç beslenme ipucu

-Her antrenmandan önce bir kase müsli tüketmek kardiyonuzu dengeler ve ağırlıklara daha güçlü asılmanızı sağlar. Tercihinizi ise içerisinde kuru meyve bulunduran müslilerden yana kullanın.
-Her antrenman sonrası muhakkak taze sıkılmış bir meyve suyu tüketin.
-Antrenmandan yaklaşık bir saat sonra ızgara et tüketmek ısınmış ve proteine aç kaslarınızı anında besler.
-Tatlılarınıza ve içeceklerinize hindistan cevizi yağı ekleyin. Büyüme hormonunu desteklediğinden kaslarınızın daha çok gelişmesini sağlar.
-Her akşam bir kase yoğurt tüketmek uykunuzu düzenlediği gibi protein açısından tam da uyku saatlerinde kaslarınızı besler.
-Ananas da büyüme hormonunuzu destekleyen nacizane besinlerden.
-Her gün olmasa da iki günde bir soft kahve (türk kahvesi, filtre kahve, americano vb.) kalp ritminize iyi gelir.
-Olabildiğince az şarap tüketin.
-Izgara ve salata başlıca besinleriniz olurken bunları taze sıkılmış meyve suları ve sodalarla destekleyin.

8 Şubat 2014 Cumartesi

Hollanda'da Bir Moda Bloggerı: Mert Bereketoğlu

Sosyal Medya'nın bana kalırsa en güzel taraflarından biri de hayatınız boyunca belki de hiçbir zaman tanıyamayacağınızı düşündüğünüz insanları tanımanıza olanak sağlaması. Benim de Mert ile yolum Instagram'da rastgele kesişti, onun devamında ise güzel bir muhabbetle devam etti. Ben de sizler için Mert Bereketoğlu ile küçük bir söyleşi gerçekleştirdik.. Hollanda'da blogger olmak ve oradaki moda anlayışıyla ilgili güzel bir sohbet ettik. 



Ali Rıza T.: Mert Bereketoğlu kimdir? Kısaca kendinden bahseder misin bize?
Mert B.: Elbette! 8 Mart 1995 doğumluyum. Hollanda'nın Zaandam şehrinde yaşıyorum. Ayrıca da Trabzonluyum. Türkiye aşığıyım ama bazı nedenlerden dolayı şu an için temelli olarak Türkiye'de yaşamam olanaksız fakat ileride neden olmasın?

Ali Rıza T.: Blog maceran nasıl başladı? Neden onca seçenek arasından moda hakkında yazmaya karar verdin?
Mert B.: Doğruyu söylemek gerekirse yakın zamana kadar modayla uzaktan yakından alakam yoktu. Ta ki 2 sene öncesine dek. O zamandan beri modayla iç içe yaşamaya başladım. Gardrobumu ve kendi kişiliğimi o yönde düzenledim. Bu değişimlerle birlikte çevremden aldığım pozitif tepkiler beni bir blog açmam konusunda teşvik etti diyebiliriz.

Ali Rıza T.: Türkiye'de moda bloggerları daha casual bir çizgide ama sende hipster ve grunge çizgilerini de ağırlıklı olarak görmekteyiz. Hollanda'da moda bloggerlarının genel profili nedir stil konusunda?
Mert B.: Moda kavramı Türkiye'de son yıllarda yeni yeni rayına oturmaya başladı ve büyük şehirlerde insanlar moda konusunda büyük atılımlar gerçekleştiriyor. Türkiye'nin daha profesyonelleşmesini isterim bu konuda tabii ki örneğin daha nitelikli moda okulları açarak. Avrupa ne de olsa moda konusunda daha özgür ve daha yenilikçi. Gerek bloggerlar gerek de halkın kendisi daha geniş bir bakış açısına sahip stil bağlamında.


Ali Rıza T.: Mert Bereketoğlu'nun vazgeçemediği koku hangisi?
Mert B.: Özel olarak bağlandığım veya saplantı haline getirdiğim bir koku yok fakat yoğun kokulardan hiç hoşlanmıyorum. Bu aralar ne kullanıyorsun diye sorarsan, Bleu De Chanel.

Ali Rıza T.: Peki onsuz yapamam dediğin bir marka var mı?
Mert B.: Ben çok da pahalı giyinme taraftarı değilim aslında. Fiyatı iyi ve kendisi de güzelse benim için biçilmiş kaftandır. Önemli olan giydiklerini doğru kombine edip onları en iyi biçimde taşımak. Ama benim için olmazsa olmaz markalar: ZARA, H&M, Weekday, Topman.

Ali Rıza T.: Türkiye son dönemlerde moda konusunda büyük atılımlar gerçekleştirdi, bir çok modacımız dünya yıldızlarıyla yaptıkları işbirlikleriyle gündeme geldi. Senin takdir ettiğin Türk modacılar veya markalar neler?
Mert B.: Benim için Türkiye'de moda deyince akla gelen ilk isim Hakan Akkaya. Koleksiyonları gerçekten takdir edilesi elbette kendisi de. Onun yanı sıra Nur Yerlitaş, Barbaros Şansal, Ümit Ünal da takip ettiğim isimler.

Ali Rıza T.: O zaman şöyle sorayım Türkiye'den takip ettiğin bloggerlar var mı?
Mert B.: Tabii ki de Türkiye'den de takip ettiğim moda bloggerları var bunların başında da sen varsın. Ben dünyanın her bir köşesindeki moda bloggerlarını takip etme taraftarıyım. Hepsi çok farklı hepsinden öğrenecek çok şeyimiz var.


Ali Rıza T.: Stilini yaratırken ilham aldığın birileri vardır muhakkak, senin stilin ikonların kimler?
Mert B.: Gardırobum genelde dergilerde veya ünlülerde gördüğüm kıyafetlerden oluşmakta ama tabii anında görüp de beğendiğim ve hemen sahip olduğum şeyler fazlalıkta. Daha çok kendi farkımı ortaya koymayı seviyorum. Stil ikonlarım arasında ise Murat Boz, Tarkan, Jonathan Hayden, Zayn Malik ve Andres Wijk gibi tarz sahibi insanlar var.

Ali Rıza T.: Peki blogumun okuyucularına önerebileceğin bir bakım ürünü var mı?
Mert B.: Her insan bakımlı olmak durumunda ama çok da bakım delisi değilim. Krem, saç spreyi ve jöle dışında öyle özel olarak kullandığım bir şey yok. Uzun zamandır kullandığım Zwitsal'ı sizlere önerebilirim mesela. Bu krem cildinizi hem bolca nemlendiriyor hem de sımsıkı olmasını sağlıyor. Saç bakımında ise Andrélon ve Scharzkopf Taft bu konuda lider markalar bana kalırsa. Benim gibi saçları sert telli ve inatçı olanlar için ideal.


Ali Rıza T.: En sevdiğin aksesuarlar nedir? Saat, güneş gözlüğü veya kolye mi?
Mert B.: Özellikle aksesuar konusunda sevgili Barış Manço'yu anmak isterim. O benim ilham kaynaklarımdan. Çok abartılı olmasa da yüzük takmayı seviyorum özellikle de "midi rings" dediklerimizi. Onun dışında çok sevdiğim bir aksesuar yok. Hatta fazla aksesuar kullanmayı hiç ama hiç sevmiyorum!

Ali Rıza T.: Gelelim son olarak en iddialı soruya. Mert'in asla giymeyeceği şey nedir?
Mert B.: Gardrobumu görsen bu soruya gerek bile kalmazdı. Açık renklerden hiç hoşlanmıyorum beyaz hariç. Sarı ve turuncu ise asla giymeyeceğim renklerin başında geliyor.



6 Şubat 2014 Perşembe

Ben Bu Ara #1

Arada moda dışında bir şeyler yazmak da gerekiyor ben bunu fark ettim. Her daim moda hakkında yazınca bir süre sonra "ee şimdi ne yazsam" diye düşünemeye başlıyor insan. Hafiften bir sıkıntıya düşüyorsunuz. Sonuçta ünlü moda yazarları gibi ayda yılda bir yazı yazma lüksümüz de yok devamlı hareketlilik sağlamalıyız blogta. Bu yüzden de yine bir bu ara ne yaptım ne yapmadım postu yazıp hem bir soluklanmak hem de blogun aurasını değiştirmek farz oldu. 

İlk Cupcake Deneyimim 

 
Postmodern Adana / Bisquitte Bostanlı

 
Çıtır Tavuk Şeritleri/Kitchenette Ege Park Mavişehir

 
Bu Aralar Kahvaltı Anlayışım/Seafood Sandwich/Subway

Ben bu ara, fark ettim ki sağlam kilo almışım. Çünkü gerek okulda gerek ailem çalıştığı için evde hazır yemekten bir hal olmuşum. Yakın zamanda spora başlanıp şu küçük göbekten kurtulunmalı. Hem yemeyi sevmeye hem de yemek yapmayı sevmeye başladığım şu dönem sıkı bir diyet farz oldu.



Ben bu ara, baba olmaya da baya merak saldım. Çocukları o kadar seviyorum ki elimde olsa anaokulu öğretmeni dahi olabilirdim. Benim de kardeşim olmasından mıdır nedir çocuklarla aramda gerçekten güzel bir bağ var. Onlar beni çok seviyor ben de onları. Özellikle küçük kız çocuklarıyla ayrı güzel anlaşıyoruz.

 
The House Cafe/Gül Sokak 

Topman Moustache Socks

Birthday Cake of Carrie Bradshaw/Bravo Bostanlı


Ben bu ara, bazı şeylere saçma sapan takıntılar oluşturdum. Örneğin bir anda şampanyayı çok sevdiğimi fark ettim, renkli çoraplarla aşk yaşamaya başladım, pastalara merak saldım, bazı kitaplar bitmesin diye okumaya kıyamadım. Ara sıra kafayı böyle gereksiz şeylere takıp birçok dertten tasadan uzak kalmak da güzel bir şey. Öneririm.
Naneli Ice Americano/Starbucks Agora

Blush/La Vie Bostanlı

Ben bu ara, bir çok sevmediğim sandığım şeyi de çok sevdiğimi fark ettim. Bunların başlıcaları ise Americano ve Blush. Ön yargılardan sıyrılıp en sevdiklerim haline getirdiğim bu ikisi vazgeçilmezim oldu diyebilirim.





1 Şubat 2014 Cumartesi

Trend Alarmı: Yüksek Hacimli Paltolar/Kabanlar

2014/2015 Fall&Winter koleksiyonları ortaya çıktıkça trendler de bir bir ortaya dökülmeye başlıyor. Geçtiğimiz birkaç senenin fit çizgilerinin kaybolduğu bu koleksiyonlarda daha yüksek hacimli, daha bol, daha rahat ama bir o kadar da daha elegant çizgiler göze çarpıyor. Bunların başında da dış giyimde yapılan en büyük atılımlardan biri olan Yüksek Hacimli Paltolar/Kabanlar'a geçiş göze çarpıyor. Kalın kumaşlar, geniş yakalarla kullanılmaya başlanıyor. Özellikle kaşe ve deri işbirliğinin çok fazla ortaya çıktığı kabanlarda, iki farklı renk veya iki farklı materyal kullanımı ise yoğunlukta. 



Moda haftalarında özellikle Prada'nın başını çektiği defilelerde çok fazla kullanılan bu trend, sokak modasında karşımıza daha farklı kullanımlarda çıkıyor. Moda haftalarında abartılı büyüklükte, iddialı renklerde kullanılan bu palto ve kabanlar, sokak modasına uyarlandığında görüldüğü gibi daha fit kesimler ve daha sakin renklerle kombinleniyor. 

 

 

Eğer siz de günlük hayatınızda bu trendi kullanmak istiyorsanız size birkaç ipucum olacak. Seneler önce yurtdışından çok ucuza aldığım ama İzmir sıcağında pek de giyemediğim, giysem de hacimli olduğu için rahat edemediğim bir paltom vardı. Terranova markasına ait aynı bu şekilde ama biraz daha kısa. Onu klasik ayakkabı modelleriyle, vintage gömleklerle ve ona tezat skinny jeanlerle çok rahat kullanabiliyorum, tabii ki buradaki en önemli iki aksesuar olan boyunluk ve güneş gözlüğünü ihmal etmeden. Siz de aynı şekilde isterseniz bir kemerle inceltip yüksek hacimli paltolarınızı kullanabilirsiniz.