31 Ekim 2013 Perşembe

This is Izmir University of Economics!

Hello bitches, this is Ali Rıza calling.

Sevgili liseli kardeşlerim, İzmir'de havalar mükemmel. Kasım'da Aşk Başkadır demeyi çok isterdim ama sizlere kasımda sıcaktan götünüzün pişmesi başkadır demek istiyorum. Hazır havalar pörfektoyken ben de aldım yanıma hem muhteşem bir gastronom hem de profesyonel fotoğrafçı olan arkadaşım Gamze'yi sizlere okul kampüsünden güzel kareler çektik. Hem İzmir'in bu güzel havasından faydalanın istedim hem de gözünüz blogger görsün dedim zaaaa.


Çizme: Lumberjack


 

Havalar ciddi anlamda sıcak ve güneşli. Gözlüksüz dışarı çıkamıyoruz. Şu kısa aralarda bile kampüse inerken gözlük bulunduruyorum en azından ben. Okula çok iddialı giyemiyoruz maalesef. Her ne kadar cemiyet dünyasının piremsesi olsam da ben de nihayetinde bir öğrenciyim. Bir kot, bir tişört, bir çanta yeter. Bu senenin en trend parçası olan kısa çizmelerle de bir gram classını arttırıyoruz.




Kampüs kampüs değil Belgrat Ormanları mübarek. 


Termos: Starbucks/ Parfüm: Joop! Homme/ Gözlük: Timberland/ Cüzdan: Pull&Bear

LOVE YA MA GURLS!
:*


28 Ekim 2013 Pazartesi

Real Men Wear Pink: Joop! Homme

Hello bitches, this is Ali Rıza calling.

Sevgili doldurma parfüm severler sizlere bugün müthiş bir parfüm önerisinde bulunucam. Okuyucularımın genelde benim yaşlarımda olduğunu düşünürsek büyük ihtimal bir kısım bu parfümü tanımıyor ama bir kısım da eminim ki çok yakından tanıyor. Joop! Homme bu hafta ele alacağımız parfüm.


Joop! Homme, benim bu zamana kadar kullandığım belki en iyi parfümlerden biri. Zaten benim ne kadar çok parfüm meraklısı olduğumu iyi bilirsiniz. Kısaca bir özet geçecek olursak, 89 yılında çıkan parfüm 90ların belki de en çok tartışılan parfümüydü. Çünkü hem kadınsı hem de bir o kadar erkeksiydi. Joop! Homme 90lar için kadınlara meydan okuyacak güçte bir erkek parfümü oldu. Gerçekten çok kalıcı bir parfüm. En azından ben sabah sıktığımda akşam yine aynı kokuyu üzerimde alabiliyorum. Yayılma alanı pek geniş değil maalesef. One Million tarzı buram buram insanı boğan bir parfüm değil yani. Çok keskin bir açılış yaparak turunçgil ve bergamot en üst nota oluyor. Bu yönüyle sıktığınızda Fame by Lady GaGa'ya benzer bir koku alıyorsunuz. Devamında yasemin ve tarçın orta notalarda bulunuyor. En sonunda ise yoğun bir vanilya kokusu alt notada bulunuyor.  Parfüm eleştirmenleri tarafından bir akşam parfümü olarak nitelendirilen Joop! Homme, en çok da sonbahara yakışıyor.


Joop! Homme, olsa da olur bir parfüm değil. Ya sevilen ya da nefret edilen bir parfüm. İçerdiği yüksek şeker notaları ve çiçek kokuları bunun nedeni. Zaten 90ların en ikonik ve en tartışılan kokusu olmasının nedeni de bu. Hiçbir erkek notası bulundurmadan erkek teninde karizmatikleşen bu kokuya benim puanım 10 üzerinden 8. O iki puanı da çok fazla yayılamadığından kırdım. Gerçek erkekler pembe giyer diyor Joop! Homme. Lila şişesi ve pembe parfümüyle de gayet iddialı. 

Peki senin en cesur kokun hangisi?

25 Ekim 2013 Cuma

Yeşil çay mı sürdün yüzüne, bakımlı geldin gözüme.

Hello bitches, this is Ali Rıza calling.

Size başlıkta bir "tavşan kanı" esprisi yapacaktım ama bunu içiniz kaldırmaz diye yapmadım. Sizlere tekrar bir kozmetik postuyla ile geri döndüm. Baktım ki beylerimiz kozmetik postlarını çok seviyor ben de bugün vapurdayken aklıma gelen bu postu sizlerle paylaşayım dedim. Çünkü fark ettim ki bu aralar yeşil çay özlü şeylere tam anlamıyla takmış durumdayım. Aldığım ve memnun kaldığım çoğu kozmetik ürünü yeşil çaylı. Biz ki "çayı demledikten sonra posasını atmayıp yüzümüze presleyelim" felsefesiyle büyümüş Derya Baykal'ın askerleriyiz. Ama üzgünüm ki bahsedeceğim tüm ürünler yeşil çaylı. Demli çay falan hikaye yani ondan bir cacık olmaz gibi geliyor bana. Uzatmadan bu aralar en büyük takıntım olan yeşil çaya geçelim.


Öncelikle special thanks for Doğadan. Çünkü benim gibi yeşil çaydan midesi kalkan bir insanı yeşil çaya hasta ettiği için kendilerine minnettarım. Hafta içi her gün sabah 6da uyandığım için gün içerisinde ayakta durmakta çok zorlanıyorum. Hele ki öğleden sonraki derslerde adeta üzerimden tır geçmişçesine fenalaşıyorum. Ee hal böyle olunca devamlı ayakta durmak için ya demli çay ya da kahve içiyoruz. Ama gına geldi, böğ geldi. Kafeinden bir ayda beş yaş yaşlandım yemin ederim. Baktım ki zaten artık bende kafein tesir etmiyor ben de Doğadan'ın şu piyasaya yeni çıkardığı ürünü Nane- Limonlu Yeşil Çay'ı keşfettim. Ve aşık oldum. Gün içerisinde en sevdiğim içecek oldu. Dayıyorum yeşil çayı tüm toksinlerimden arınıyorum. Serin serin oh.


Gelelim asıl bebişlerime. Body Shop'ın Çay Ağacı Yağı özlü iki ürününü daha çok fazla kullanma imkanım olmadı ama şu an gayet güzel gidiyor. Sol taraftaki Leke Giderici Gece Losyonu. Bu bebişi yatmadan önce yüzünüzü yıkadıktan sonra şöyle hafiften sivilce lekelerinize süreceksiniz. Dediğim gibi tam deneme imkanı bulamadım ama şu anlık iyi gidiyor. Zaten garanti veriyorlar bu ürün için. Sol taraftaki ise Cilt Temizleme Losyonu. Benim cildim çok hassas olduğu için bu ürünü tavsiye etti satış danışmanı abi. Hatta bana bir güzel de cilt bakımı yaptı kurban olduğum. Her neyse, bunu da sabahları yüzünüzü tonikle temizledikten sonra yüzünüzü nemlendirmek amaçlı kullanabilirsiniz. Benim karma ama nemsiz bir cildim olduğu için en azından ben nemlendirici olarak kullanıyorum. Daha önceki Neutrogena Visibly Clear yazımı okuyanlar çektiğim leke sorununu bildiklerinden bana hak verecektir. Eğer siz de benim gibi karma ciltte bu sorunlarla karşı karşıyaysanız, şiddetle öneririm.

 

Ne Toni&Guy ne de John Frieda, hiçbiri yakışmadı senin kadar bana. Bu şampuan bir devrimdir arkadaşlar. Kepeği sıfıra indiren, yağlandırmayı ise geciktiren devrim niteliğinde bir üründür. İçerdiği yeşil çay ve misket limonu özleriyle her ne kadar ilk kullandığınızda kafa derinizde bir yanma hissi oluştursa da gerek kullanım, gerek koku açısından pörfekto. Piyasadaki neredeyse tüm markaları denemiş biri olarak size bunu çok net bir şekilde söylüyorum. Eğer büyük bir kepek sorunu yaşayan varsa bu şampuanı mutlaka denemeli. Bunun bir de erkek serisinde bir benzeri var. Onu denemediğim için bilemem ama buna bayıldım. Clear içerdiği yoğunluk nedeniyle göz yakan bir şampuan. Alerjik gözleri fazlasıyla rahatsız edecektir uyarmalıyım.

Çayı anasının nikahı uzak doğudan buraya getiren herkese sonsuz sevgilerimle.
Ali Rıza T.

23 Ekim 2013 Çarşamba

Stil İkonu: Can Direkli

Hello bitches, this is Ali Rıza calling.

Biliyorum uzun süredir moda içeren bir post atmamı bekliyordunuz. Ben de Tükenmişlik Sendromu'mu atlattığıma göre bomba gibi bir postla karşınızdayım ponçikler. Stil İkonu bölümünü bugüne kadar birkaç kez yazdım ama bu aralar bu bölüm üzerinden gitmek istiyorum. Hep öneri hep trend nereye kadar değil mi? Aslında dünyaca ünlü bloggerlarla başlayacaktım işe. Ama bizde de bu işi yüksek standartlarda yapan adamlar var dedim ve alemin en bıçkın delikanlısı Can Direkli'yi bu bölümüme konuk etmeye karar verdim.

Can'ı seçmemin birkaç nedeni var aslında. Kendi giyim tarzıma en yakın bulduğum isim o blogger tayfasından. Zaten takipçilerim de postun devamında bunu çok net görecektir. İkincisi de bu işi hem alçakgönüllülükle hem de profesyonelce yapıyor olması. Emin olun blogger aleminde üç post atıp kendini Marc Jacobs sanan çok arkadaş var. Lafı uzatmıyorum çok, çünkü incelenecek çok fazla stil var.

 Ladies and Gentleman, please welcome, Can Direkli!


Zara Top – Pull&Bear Pants – Adidas Originals Sneaker – Vogue Eyewear 

Can'ın en sevdiğim stillerinden biriyle başlamak istiyorum. 2012 Vogue's Fashion Night Out'ta giydiği bu stile cidden bayılmıştım. Hatta üstündeki zımbalı sweat'e de bayılmıştım. Fakat aynısını almaya gittiğimde bedeni yoktu. Diğer gittiğimde de tükenmişti. Yazıklar olsun.

 

Şu an postu okuyan kızlarımız içlerinden "Can sana hayran olsunlar, öpüp de başlara koysunlar..." diye şarkı söylüyor biliyorum. Ama konumuz bu değil. Konumuz Can'ın stili ve benim mavi takıntım. Ben de acayip derecede mavi sevdiğimden bu stile de bayıldım. Aslında çok riskli bir durum. Tek rengi çok farklı tonlarda kullandığımızda genelde içine sıçarız ama bakın görün adamlar yapıyor.

Sweatshirt – Outcast ( Outletim.com ) / Jeans – Levi’s / Sneakers – Adidas / Glasses – Rayban

Öncelikle bazı şeyler konusunda artık ayıkmamız gerek. Bir ülkenin bayrağını giymekle kendi milli benliğinden hiçbir şey kaybetmiyorsun. Evet son senelerde özellikle Amerika ve İngiltere bayrakları çok revaçta. Ama bundan bir 5 sene öncesine kadar da Brezilya ve Almanya çok ön plandaydı. Yani bu işler değişiyor çok kafa yormamak lazım. Can'ın stilinde genelde üstüne oturan, fit kesimler gözümüze çarpıyor. Slim veya skinny kesim kotlar, bilekli sneakerlar ise vazgeçilmezi tahminimce.  Ayrıca bere bana hiç yakışmıyor ya kafam mı yamuk acaba?

Jumper and Bag – Fred Perry / Coat – Topman / Sunglasses – Ray Ban / Jean – Bershka / Boots – Vintage 

Bu kış itibariyle özellikle kısa çizmelerin ve postalların büyük trend haline geleceğini geçen seneden kestiren Can Direkli, çekmiş çizmesini gelmiş. Ayağındaki tam olarak çizme mi değil mi kestiremedim ama bana öyle geldi. Bir diğer ayrıntı ise kamuflaj desen ve snoot. Kamuflaj da kendime yakıştıramadığım, her defasında lanet okuduğum bir trend. Kendimi kamuflaj giyince çavuşa benzetiyorum. Normalde tam bir piremses olduğumdan bu trende deli gibi özensem de kullanamıyorum. Snoot ne lan diyenler için de boyunluk cevabını veriyorum. Ben bu boyunluklara hastayım. Bu stilde tek sıkıntım çanta sanırım. Siyah ve kahverengi deriyi hibir zaman sevemiycem gençler. 

Shirt – Zara / Pants – Gap / Training Shoes – Nike / Belt – Pull & Bear / Watch – Nixon / Glasses – Ray-Ban 

Can Direkli, şu an çok tatlışko bir ofis stiliyle karşınızda. Kıvrık paça en sevdiğimdi bir zamanlar. Ama şimdi ne kadar keko ne kadar barzo varsa hepsi paçalarını kıvırır oldu. Rahatsızım valla. Saate dikkat çekicem hemen. Bu sezon aykırı renklerde yani halk dilinde cış dediğimiz renklerde özellikle plastik kordonlu saatler trend. Fakat bu stilde de ayakkabılara çok takıldım. Çünkü beni bilen bilir. Spor ayakkabıları hiç ama hiç sevmem. Ama giyene de yakışmış bak. Saygılar...

 
Jean and Shirt – Wrangler / Converse / Sunglasses – Ray-Ban / Socks – H&M

Sonlara doğru yaklaşırken içimi buruk bir hüzün kapladı sevgili sosyete pazarı severler. Sizlere converse giymeyin artık kepaze oldu derken bu stilden sonra söylediğimden utandım. Çünkü yakışmış. Otoparkta adeta bir piremses edasıyla süzülen Can, yine çok sevdiğim bir taktiği uygulamış. Eğer iki parça kot giyiyorsanız biri mutlaka koyu diğeri de açık renk olmalı. Bkz, Şekil A. Anlatabildim mi? Tşk.

 
Jumper, Jean and Beret – H&M / Coat and Snood –Zara / Sneakers – Adidas / Watch – ATOP / Glasses – Vintage

Ve batarken güneş ardından tepelerin, veda vakti geldi Can Direkli'nin.  Sevgili Can'ı bu hafta bloguma konuk ettim inşallah o da bu postu okurken çok eğlenir. Dilerim ki her yurdum erkeği bu kadar zevkli olsun. Hepinizi kocaman öperken örgü kazakların yine ve yine trend olduğunu belirtmek istiyorum.

Mcx. 



17 Ekim 2013 Perşembe

ASOS nedir, nasıl alışveriş yapılır?

Hello bitches, this is Ali Rıza calling.

Ailenizin feşın bılogırı, gönüllerin sevdalısı Ali Rıza hiçbir uğraştan kaçınmadı ve sizler için yurtdışı kaynaklı bir internet sitesi olan ASOS'tan nasıl alışveriş yapılacağı hakkında bir post hazırladı. Sizden de devamlı soru aldığım bir olaydı aslında bu. ASOS'tan nasıl alışveriş yapıyorsun diyordunuz. Hem buna da bu postla bir açıklık getirelim istedim. Bu sezon sadece Pull and Bear ve ASOS'tan alışveriş yaptığım iddialı tamamen doğrudur. Çünkü kendime göre hiçbir yerde hiçbir şey bulamıyorum. AVM'nin ortasında Femen Kızları gibi çıplak eylem yapıcam o raddeye getirdiler artık beni. Ruh sağlığım için ailemin beni üç günlüğüne alışveriş için Manhattan'a yollaması gerekiyor bence. Bu postu okuyacak olan annem veya babam bu önerimi ciddiye alırsa çok sevinirim. Allahtan yazın yurtdışı seyahatimden sırf ucuz diye bir sürü kışlık almıştım da durumu biraz kurtardım. Hiç lafı uzatmadan hemen ASOS hakkında kısa bir bilgi veriyor ve bugüne kadar aldığım ürünlerin bazılarına göz atıyoruz.


Yanlış bilmiyorsam ASOS, İngiltere orijinli bir online alışveriş sitesi. Genelde dünya trendlerini daha uygun fiyatlarla seri üretim olarak sunmasıyla biliniyor. ASOS'tan isteğe bağlı Euro, Dolar, Pound vb döviz kurlarında alışveriş yapabiliyorsunuz. Ayrıca tüm dünyaya kargo ücreti de olmadığından diğer çoğu alışveriş sitesine bu özelliğiyle fark atıyor. Ürün alırken dikkat etmeniz gerek husus öncelikle beden. Çünkü bedenler farklı olabiliyor Türkiye standartlarıyla. O nedenle her ürünün yanında bulunan beden cetvelini iyice incelemeniz gerekiyor. Daha sonrasında her ürünün sizin ülkenize gönderip gönderilmediğine de dikkat etmeniz lazım. En sonunda ister kredi kartı veya paypal ile ödeme yapabiliyorsunuz. Ben bugüne kadar hep kredi kartıyla yaptım ve hiçbir sorun yaşamadım. Yani dolandırılıcam diye boşuna tribale bağlamayın. Yaklaşık 15 günde elinizde oluyor kargolar. Bana 6 günde geldiği de olmuştu. Ama şu iki hususa büyük bir önem verin. Attention attention! Adresinizi yazarken asla Türkçe karakter kullanmayın yoksa kargonuz siksen elinize ulaşmaz bir de 150 liranın üstünde bir alışveriş yapmayın yoksa ürünleriniz gümrükte kalır siz de siki avuçlarsınız. Anlatacaklarım bu kadar gelelim benim aldığım ürünlere.


Büyük bir merakla ve şevkle aldığım Festival Bands. Arada takıyorum aklıma estikçe.


Çok severek aldığım ve çok severek giydiğim 3/4 kol tişörtler. BA-YI-LI-YO-RUM! 
Bkz. Gri ve Kırmızı


Büyük bir heyecanla aldığım ama takamadığım küpeler. Çok büyük ve çok ağırlar. Önermiyorum.


Her yerde anasının amı gibi pahalı olan örgü kemer. Çok ucuz bir fiyata ben de sonuncuyu almıştım. En sevdiğim kemerim oldu.


Kaybettiğim, nazarlara gelen güneş gözlüğüm. Kaybettikten sonra iki ay depresyona girdim. Oysa ki harika bir ikili olmuştuk. Ruhu şaad olsun.


Sevgilimin üstüne konduğunu düşündüğüm güneş gözlüğüm. Bu aralar en sevdiğim.

That's all. See u later. Bye bye.




16 Ekim 2013 Çarşamba

Tükendim, tükendim. #1

Hello bitches, this is Ali Rıza calling.

Ali Rıza, Ali Rıza olalı böyle sikko bir başlık yazmadı arkadaşlar. Cidden bakın. Yani ben hayatımda bu kadar sikko bir başlık görmedim. Başkası olsam bu postu açıp okumam bile. Ama sen başkası değilsin ve bu postu okuyorsun değil mi? Seni yeeeğrim.

Biliyorum ki beni özlediniz. (Yalancıyı siksinler mi??????????) Şaka bir yana aldığım çoğu yorumdan post beklediğinizi anladım sevgili Esra Erol severler. Ama ben bu aralar Tükenmişlik Sendromu'na girdim. Aslına bakılırsa Meryem Uzerli vakaasından sonra yaklaşık 30 aydır falan her şeyde bu sendroma girdiğimi iddia ediyorum. Tabii kimse siklemiyor o ayrı mesele ama n'apalım yani?

Benden modayla ilgili bir post bekliyordunuz biliyorum ama NAH. Çünkü hem şu an çok ara bir dönemdeyiz hem de bu sıralar hakkında yazılabilecek tek konu olan Mercedes Benz Fashion Week Istanbul'a gidemedim. Neden mi? Sadece 28 saat devamsızlık hakkım var da ondan. HOLY SHIT. Bu yüzden ben de sizlere ne yedim, ne içtim, nereye sıçtım, kime... neyse böyle bir post yazayım dedim. Sıkı durun, ya da durmayın amk ne duruyonuz bok mu var?????




Değerli İzmirli okuyucularım tahmin edecektir. Ben Karşıyaka'da oturuyorum ve Ekonomi Üniversitesi'nde okuyorum. Tahmini olarak Karşıyaka-Balçova arası ise rahat bir buçuk saat eder bu da demek oluyor ki ben her gün en az üç saatimi yollarda harcıyorum ya. Tükenmişlik Sendromu'na kesin bu yüzden girdim oğlum ben. Okulum biraz daha yakın olsa tadından yenmeyecek valla. Onun dışında gerek eğitimi, gerek kalitesi, gerek içindeki insanları, gerek otu, gerek boku gerçekten okulumu çok seviyorum. Seneye bölümüme geçtiğimde daha da çok severim inşallah. Öğle tatillerinde 20şer lira bayılıp çük kadar makarna yediğim, bozuk turnikelerine her sabah söylendiğim, yavaş bankamatiklerine küfrettiğim, katıldığım hiçbir kulübün toplantısına gitmeyip acaba öldü mü bu çocuk izlenimi yarattığım okulumu seviyorum. Aklında üniversiteyle ilgili soru işareti olan liseliler de bu posttan istifade aşağıya yorum atabilir veya bana tweet atabilir.




Beni bir diğer bunalıma sürükleyen husus ise her gün yaptığım tonlarca ev ödevi. Bu ev ödevleri o kadar tatlış ki içerisinde Katy Perry'sinden Britney Spears'ına öğeler içeriyor. Yok işte dünya starının hayatı, yok işte bir klibin analizi gibi ev ödevlerimizin olduğu hazırlık sınıfında yakında bileklerimi dikine dikine kesicem. Kreşidir, anaokuludur saymazsak bu seneyle birlikte 13 senelik öğretim hayatımda yapmadığım kadar ev ödevini iki haftada yaptım. Çünkü insanın götü tutuşuyor. Açık ve net. Pre-Intermediate olarak başladığım hazırlık kurunda Advanced olmak ise en büyük arzum.


Devamında ise bu aralar en çok dinlediğim Türkçe Pop şarkılara geçiyoruz. Çünkü diğer feşın bılogırlar gibi abudik gubidik şarkılar dinleyemiyorum ufunet krizim geliyor. Açıyorum abi Kral Pop mis valla. Öyle veya böyle Atiye'nin Ya Habibi şarkısı çok hoşuma gitti. Altyapısındaki Hint ezgilerinden tut da bu kadar yalın sözlerle bir aşkı bu kadar güzel betimlemesine bayıldım. Annemin büyük bir Atiye fanı olduğu evimizde nonstop bu şarkı eşliğinde New Delhi semalarında akıyoruz.


Bir diğer sevdalım ise İrem Derici hazretleri. O Ses Türkiye'nin birincilerinden hiçbir yarrak olmadığı güzide pop sektöründe İrem Derici birinci olamasa bile hepsine ayarı çekti. Bir güzel göt etti arkadaşları ve biz de böyle bir hatunu kazandık. Gerek sesine gerek yorumuna gerek kendisine hayran olduğum bu hatunun üçüncü klibi Sevgi Olsun Taştan Olsun'la sizleri başbaşa bırakıyorum. 


Sevdalım Aynur Aydın'ın pörfekto şarkısı ve çılgınoski klibi Life Goes On'a değinmeden edemeyeceğim. Artık Ya Ya Ya kustuğum şu dönem bu şarkı tam bir ilaç gibi geldi. Böyle hafif hüzünlü hafif kıpır kıpır bir şarkı, güzel hikaye. "Life goes on, hani bize pompalamasyon????????"


Ve sizi son 10 yılın en büyük bombasıyla başbaşa bırakıyorum. Arkadaşlar tanıştırayım Cansever. Cansever'in kendini aştığı adeta çılgın attığı şarkısı ve klibi Hey Denysha bu aralar favorim. Şaka falan değil abi baya baya seviyorum. Üsküp/Şutka'lı Cansever ablamız tüm tarzını değiştirerek Amerikanvari bir klip çekmiş. Şarkı ise Avrupai. Kendi dilinde yani Çingenece söylediği şarkısı ise tam anlamıyla bir olay. İzleyin, dinleyin beni anlayacaksınız.


Bu arada İzmir'e kış geldi arkadaşlar. Ev botlarımızı çıkarıp evdede UGG giyen piremsesler gibi dolaşabiliriz.


 

Bir de sabahları böyle mesajlarla uyanıp geceleri böyle mesajlarla uyumak çok güzel yani. Söyleyeyim dedim. Siz mesajı aldınız. Darısı olmayanların başına.

Bu aralar siz n'aptınız beni yavru ponçitolarım?