30 Temmuz 2013 Salı

Ürün Tavsiyesi: Scotch&Soda iPad Case

Hello bitches, this is Ali Rıza calling.

Hayatımın arka fonunda "sabaha kadar dinledim kalbimiiiii, sil dedi ardında bırakma iziniiiii, kimi yazacak tarih bizi miiiii, bu ne uyumsuz bir çift seçimiiiii" çalarken sizlere çok güzel bir yazı kaleme almak için bilgisayarımın başına geçtim. Bundan sonra ara sıra sizlere ürün tavsiyesi olsun kozmetik tavsiyesi olsun veya sevmediğim, tiksindiğim ürünler olsun sizinle paylaşmaya karar verdim. Şu an bu kararımı öyle bir ciddiyetle verdim ki sanırsın çocuk doğurma kararı aldım amk. 


Önereceğim ilk ürün yeni aldığım Scotch and Soda'nın iPad Case'i. Scotch and Soda'yı gerçekten çok severdim ama İzmir'de hiçbir yerde bulamamıştım. Fiyatları da tuzlu olduğundan internetten sipariş vermeyi de götüm yemedi açıkçası. Daha sonra Makedonya'da bir gün kuzenimle alışveriş yaparken Fashion Friends diye bir mağazada rastladım bu güzel kılıfa. Aslına bakarsanız mağaza bizim Beymen tadında bir yer. Ben de Marc Jacobs'un şu renkli üzerinde MARC yazan güzel iPad kılıflarından alacaktım. Fakat bir de baktım ki o parayı o kılıfa yarrak veririm çok afedersiniz. Çünkü öyle bir kılıf yaklaşık 60 Euro gibi bir fiyat etmez. Belki bir kız için çok güzel bir kılıf ama erkek için fazla renkli, fazla cıvıl cıvıl, fazla kadınsı. Yani o kılıf bizi bozar beyler.



Bunlar sizin için internet marketinden aldığım screenshotlar. Şu sağ taraftaki fiyat biraz uçuk biliyorum. Ben çok çok daha uygun bir fiyata aldım. Yani D&R'dan alacağınız sikindirik bir iPad kılıfı fiyatına Scotch and Soda'dan çok sağlam bir kılıf almış oldum. İstanbul'da bir mağazası var sanırım oraya gidip bakmanız daha iyi olur veya e-Bay gibi online shopping mecralarına da bir göz atabilirsiniz. 


                                      
Eğer bana neden bu kılıf diye sorarsanız size şunları söyleyebilirim. Öncelikle Scotch and Soda kılıfları gerçek deriden üretilmiş. Yani alıp on sene tepe tepe kullanabilirsiniz içiniz rahat olsun. Ayrıca çok da class bir duruşu var. Bir önceki iPad kılıfımı düşününce bu bana eşekten inip ata binmişim gibi bir his uyandırdı. Ben bu kılıfı okul için aldım ve rahatça da kullanabilirim sanırım. Ve erkekler için de hem orijinal hem de maskülen duruşuyla fazlasıyla cezbedici.

Bir dahaki önerimde görüşürüz.
Love ya.





27 Temmuz 2013 Cumartesi

Ali ile Buram Buram Makedonya.

Hello bitches, this is Ali Rıza calling.

Sonunda anavatanımıza kesin dönüş yaptım. Gerek sosyal medya hesaplarımdan gerek instagramdan anlayacağınız üzere 10-25 Temmuz tarihleri arasında Makedonya'daydım. 15 gün boyunca hayatımın en güzel tatilini yaptım diyebilirim. Kuzenimle geçirdiğim o koca iki haftanın nasıl geçtiği hakkında emin olun hiçbir fikrim yok. Tam anlamıyla göz açıp kapanıncaya kadar geçti. Üsküp o kadar serindi ki ilk geldiğim gece fenalık geçirdim burada kurdeşen dökecektim. Bu tatilin bana en güzel tarafları ise dilini bilmediğim bir ülkede kendi başıma gezebildiğimi, alışveriş yapabildiğimi görmem oldu diyebilirim. Tabi ki tek başıma uçak yolculuğu da var. Göt zor da kalınca her şey vız geliyor demek ki. Hadi çok uzatmayalım da izlenimlerime geçelim. 



Gidiş yolculuğumuz gerçekten çok güzeldi. Çoğunuzun bildiği gibi kankitom Yasmin ile birlikte gittik. Sağolsunlar Sabiha Gökçen Wings Lounge'da bizi bir güzel ağırladılar. 2 saat boyunca sınırsız yiyip içtik. Tabi o kadar yiyip içince 40.000 feet yukarıda kusmamak için kendimizi zor tuttuk. Bir de Yasmin sürekli "ya kabin basıncı düşerse? ya beynimiz patlarsa?" dedikçe daha da fena olduk. Ama her şeye rağmen çok güzeldi.



Biraz da Makedonya ve Üsküp hakkında genel bilgi vereyim kaynatasızlar. Makedonya 2.5 milyon nüfusuyla küçük bir Doğu Avrupa ülkesi. Büyük İskender'in kurduğu Büyük Makedonya bu topraklarda kurulduğu için binlerce yıl buralar Makedonya ismiyle anılmış. Şu anki Makedon ırkı hafif Bulgar hafif Slav kökenli. Yani Büyük Makedonya uygarlığındaki Makedonlarla herhangi bir akrabalıkları yok. Bayrakları İskender Güneşi diye adlandırılan bir motifle bezeli. Devletin resmi dili Makedonca, resmi dini Hristiyanlık. Ülkede yoğunlukta Makedonlar ardından Arnavutlar onun ardından ise üçüncü etnik kimlik olarak Türkler var. 80.000e yakın nüfuslarıyla Türkler gittikçe azalmakta. Resmi olarak uluslararası platformda "Former Yugoslav Republic of Macedonia" olarak tanınan ülkenin kendi resmi adı ise "Republika Makedonija". FYROM ismi ise Yunanistan'dan kaynaklanmakta. Yunanistan ile aralarında yaşanan Alexander Makedonski yani Büyük İskender krizi uluslararası platformda da sorunlara neden olmuş. Amma ve lakin Makedon Hükumeti ülkelerinin sadece Macedonia olarak tanınması konusunda ısrarcı. Emin adımlarla da bu yönde ilerliyorlar. 


Üsküp'e gelelim şimdi de. Ben Radovişliyim ama teyzemler Üsküp'te yaşadığı için 15 gün Üsküp'teydik ki Üsküp'ü de pek severim. 600.000 nüfuslu Üsküp, ülkenin başkenti. Üsküp'teyken kendinizi Viyana'da hissedebilirsiniz çünkü ülkede çok fazla heykel, çeşme, anıt, park mevcut. Hatta bir rivayete göre şehirde kişi başına iki tane heykel düşüyorggobjkhpğgh. Üsküp genelde serin bir şehir. Üsküp Tipi Hava Kirliliği ile dünya literatürüne geçmiş bir şehir. Dağlar arasında kaldığı için basık bir havaya sahip şehir bu isimle anılan bir hava kirliliğine mevcut. Kirlilik dediğime bakmayın bize göre o kadar temiz ki ilk gün temiz havadan beynim yandı ahahaha. Ha sorarsanız ki Alicim sen bu şehirde yaşayabilir misin diye cevabım maalesef hayır olacaktır. Tatil için muhteşem bir şehir ama İzmir'den sonra yaşanmaz gibi.


15 gün boyunca dünyanın en güzel en tatlı kuzeniyle birlikteydim. Leyla ile yani. O kadar iyi anlaşıyoruz ki kardeş olsak anca bu kadar olurdu eminim. Zaten sülalede en iyi anlaşan kuzenler de biziz. Kızcağız bir dediğimi iki etmedi. Havaalanında ayrılırken amı götü dağıtmamak için kendimi zor tuttum. En çok yemeklerini, soğuk kahvelerini ve de her sabah beni yüksek ses müzikle uyandırışını özlücem sanırım. Kuzenimin instagram hesabı için tık tık. 

 



Makedon Mutfağı bir diğer özleyeceğim şey sanırım. Yüzyıllarca Türk kültürünün etkisinde kaldığı için bize çok yakın bir mutfakları var. Hem Türk kültürünü hem Arnavut kültürünü hem de Batı kültürünü çok iyi bir sentezle mutfaklarına yedirmişler. Yemekleri hem çok güzel hem de bize çok uygun. Özellikle biraları ise müthiş. Skopsko firmasının Üsküp'e özgü biraları çeşit çeşit. Bugüne kadar içtiğim en güzel biralardı. Hele ki resimdeki limonlusu... Tadi hala damağımda. Bir de muhteşem bir abur cubur olayı var. En küçük markette bile 500 çeşit cips var abartmıyorum. Çikolatalar, dondurmalar, kekler... Özellikle Snickers'ın çikolatasından nefret eden biri olarak dondurmasına aşık olduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Bir de litrelik kokteyl olayı var ki tadından yenmez. Bildiğimiz Mojito, Margarita ve birçok kokteyl 1.5 litre olarak marketlerde satılıyor. Alıyorsun kola gibi yemekte içiyorsun ahahaha. 




Ve yine yeniden Yasmin. Bebeğim beni özlemiş olacak ki kalktı ta Valandova'dan benim için iki günlüğüne Üsküp'e geldi. 2.5 saat yol çekti garibim. 2.5 saat de yol mu demeyin Makedonya'nın bir ucundan bir ucu zaten 3 saat. O yüzden Makedonya'da yaşıyorsanız bu yol orası için baya bir taşaklı. Ayrıca fotoğraflardaki güneş gözlüğümü de kaybettim. Bulan olursa lütfen haber versinfvjogpg. Yasminle iki gün boyunca ortalığın amına koyduk. O kadar çok gezdik o kadar çok yedik içtik ki anlatamam. Sanırım insan 13 senedir biriyle arkadaş olunca artık onu kardeşiyle aynı kefeye koyuyor. Leb demeden leblebi diyeceğini çok iyi anlıyor. Ve Aliş, Yasmin'i çoook seviyor.


Bu arada Yasmin'le Dal Met Fu'da harika bir akşam yemeği yedik. Üsküp'ün en eski, en köklü en de lüks restaurantı Dal Met Fu müthiş kalitesi, muhteşem manzarası ve harika yemekleriyle sizi kendisine bağlıyor. Benden size öneri. Üsküp'e uğrarsanız mutalaka Dal Met Fu'da bir pizza yiyin. Fiyatları da gayet makul. En lüks restaurant olmasına rağmen bir bira 2 euro, bir pizza ise 6,7 euro. Pizza dediğim de masa kadar geliyor bu arada. Zaten Makedonya'da genel olarak yiyecek fiyatları çok uygun. 10-15 liraya çok rahat doyarsınız her yerde. Bir kilo kıymanın 10 liraya tekabül ettiğini düşünürseniz ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Ha unutmadan Makedonya'da porsiyonlar çok büyük her yerde. O yüzden Türkiye'dekiyle bir tutmayın. Eğer bir pizza yiyecekseniz küçük boyunu bile iki kişi bölüşün.

 


Bu postun sahibi ben olurum da alışveriş olmaz mı? Arkadaşlar alışverişin amına koydum açıkçası. Bunlar sadece buzdağının görünen kısmı. Gittiğimde o kadar muhteşem indirimler var ki yazlık, kışlık ne varsa doldurdum geldim. Zaten bavulum resmen kapanmadı bin zorlukla kapatabildim o kadar dolmuş ki. ZARA'da acayip bir indirim vardı. Fiyatlar resmen taban yapmıştı. Gidip deri ceket dahi aldım siz düşünün. Bunun yanı sıra dünya markaları da bize göre çok az daha uygun. Scotch and Soda'dan harika bir iPad Case aldım o nedenle. Pull&Bear, Bershka, Mango gibi mağazalar bizimle aynı fiyatta. Fakat Koton, DeFacto gibi Türk markaları anasının amı gibi pahalı. Ciddiyim. Buradan tekstil dünyasına çağrıda bulunuyorum. Springfield gibi Calliope gibi Terranova gibi The NewYorker gibi nimetleri ülkemize getirin. Makedonya'dan almak zorunda kalmayalım. Ya da getirmeyin lan herkeste olmasın aq.


Ve güneş batarken ardından tepelerin, veda vakti geldi teletabilerin. Üsküp'ten dönerken yüzümdeki salak gülümseme içtiğim bulantı hapından dolayı yanlış anlaşılmasın. Yoksa baya bir hüzünlüyüm yani. Bu çok sevdiğim ülkeye çok sevdiğim insanlara yine veda ettim. Seneye kadar çok özlücem sanırım. Olsun ama seneye tekrar görüşmek üzere. Aj prijatno!

Not: Merak edenler için İzmir Ekonomi Üniversitesi'nde Sinema ve Dijital Medya kazanmış bulunmaktayım. Darısı başınıza.

Bu arada siz neler yaptınız?








9 Temmuz 2013 Salı

Gideceğim tek yer havaalanı.

Hello bitches, this is Ali Rıza calling.

Bebeklerim şu an bu postu o kadar aceleyle yazıyorum ki ciddi anlamda tam bir çılgınım. Bir yandan bavul, bir yandan tercihler, bir yandan son alışverişler... Odamda yerde kocaman bir bavul bir de el çantası var. Hemen onun yanında ise birkaç parça kıyafet. Anladığınız üzere tatile gidiyorum fakirler hahaha. Evet tatil benim için yeni başlamadı aslında. 1 aydır Kuşadası'nda sayılırım ama sonunda bir senedir beklediğim tatile çıkıyorum. Yarın memleketim Makedonya'ya gidiyorum. Okuldur şudur budur diye uzun zamandır Makedonya'ya hep kışın gidiyordum. En son on sene önce yazın gitmiştim. Kışın tadı bir başka. Bembeyaz örtü, dize kadar kar, sınırsız kayak ve sıcak çikolata. Ama yazın da bambaşka. Her sene gittiğim memleketime bu sene tek başıma 15 gün şöyle güzel bir tatile gidiyorum. Bu süre zarfında kuzenimle şu küçük Avrupa ülkesinin altını üstüne getirmeyi planlıyoruz. Kadir kısmet tabi.

Sevgili fakirler sevgili evinde bütün gün bön bön bakınıp ayaklarını leğene kafasını buzdolabına sokanlar. Yarın sabahtan havaalanına yöneliyorum ama iki saat de aktarmam var. Tamam bu aktarmada yalnız değilim yanımda çok yakın arkadaşım Yasmin var. O da benimle birlikte geliyor. 13 senelik arkadaşız lan boru mu? Anneler üniversiteden arkadaş olunca çocuklar da böyle bebeklikten beri birlikte oluyor. Üsküp Havalanından sonra onun rotası Valandova benimki ise Üsküp olacak. Ama o zamana kadar PARTY HARD.

Havalanında size yaklaşık 8 kiloluk bir el çantası hakkı veriyorlar. Tabi her hava yolu aynı mı bilemem. Ama başta Pegasus olmak üzere birçok havayolunda öyle. Bakalım benim el çantamda yarın ne olacak.

 

*iPad: Bir bloggerın olmazsa olmazı. Nonstop sizinleyim arkadaşlar. Sıkıntı yok. Hatta Vine falan yapıcam uçakta çaktırmadan ahahah. Soranlar için Angry Birds kabımı Karşıyaka Çarşısı'nda bir telefoncudan aldım. 40 lira olması lazım.
*Kitap: Bu aralar favorim "Modada Marka Olmak". Bir moda bloggerı için, bir moda öğrencisi hatta bir modacı için başucu kitabı olmalı muhakkak.
*Cüzdan: Türkiye'den çıkana kadar kimliğime ve bir miktar paraya ihtiyacım olacak. Free Shop'lar beni bekler.
*Parfüm: Uçakta 100 ml. parfüm sınırımız var. Kuzenime hediye aldığım için 50 ml. şansım kaldı. O nedenle Zara'dan aldığım Silver Man tam da ideal. Hem 30 ml hem de kalıcı ve hoş. Şiddetle öneririm beyler. İkili paketi 25 lira.
*Roll-On: Arkadaşlar, terliyoruz. Uçakta pis kokmayalım, adam olalım.
*Güneş Gözlüğü: ASOS'tan 15 Euro'ya aldığım bu gözlüğüm en azından havaalanına kadar çok işime yarıcak.
*Euro/Denar: Makedonya, yarı AB üyesi sayıldığı için bu iki para birimi de geçerli. İner inmez taksidir falandır lazım olacak muhakkak. Bu arada o kadar kalabalık durduğuna bakamayın 62 Denar anca 1 Euro yapıyor.
*Pasaport: Anne tarafından Makedonya vatandaşıyım. Çifte vatandaş olduğum için de pasaportumu Makedonya pasaportu olarak kullanıyorum. AB üyesi tüm ülkelerle vize sorunu olmayan bu pasaport cidden büyük bir avantaj benim için.
*Lens Kabı: Uzun bir yol ve hava basıncı değişimi. Solüsyon lazım arkadaşlar. Batar arkadaşlar.
*Çanta: 8 kilo hakkımın 2 kilosu bu çantaya gidiyor maalesef. Ama o boyutlarda bulabileceğim en hafifi de buydu. Koton'dan 40 liraya almıştım sanırım birkaç ay önce.

Peki ya ne giyicem?


Şort: Diesel
T-shirt: Bershka
Terlik: Bambi 

Bir 15 gün yokum buralarda. Ama süper postlarla dönücem. 15 gün sonra görüşmek üzere. 
Herkese bombastik tatiller!

4 Temmuz 2013 Perşembe

Paris Moda Haftası'ndayım, dönücem.

Hello bitches, this is Ali Rıza calling.

Nabersiniz bebelerim? İyisiniz iyisiniz. Maşallah tosun gibisiniz. Bugün de canım çok sıkıldı ve dedim ki hemen bir post atayım da keyfim yerine gelsin. Okudukça beni hatırlarsınız falan. Hem de bu postumla yine millete biraz tavsiye vereyim yine atarımı giderimi yapayım istedim. Diğer moda bloggerları gibi "ayy bebeğim ayy canım" takılamıyorum abi. Sinirleniyorum. Direkt atara gidere bağlıyorum. Benim jenerasyon bilmez ama benden biraz büyükler hatırlayacaktır. Eskiden "Söz Fato'da" diye bir program vardı. Fatma Girik şimdiki Müge Anlı tadında bir şeyler yapıyordu. Milletin kafasına canlı yayında mikrofon falan atıyordu kimi zaman tükürüyordu. Ha işte tam da o haldeyim. Hazırsanız "Söz Ali Rıza'da"

Bunca senelik moda haftası izleyicisiyim. Aynen izleyiciyim. Daha bırak New York bırak Paris bırak Milano moda haftasına katılmayı İstanbul Moda Haftası'na bile katılamadım. Onu geçtim ulan İzmir Shopping Fest'te bile konuşmacı olarak yer almadım. Şu an içimdeki buruk sancıyı hissedebildiniz mi? Hissedemezsiniz... Tabi bunda düne kadar liseli olmamın da payı var. Maalesef bu ülkede liseli bir bloggersanız çok da sike takmıyorlar yani. Allahtan lise bitti de şimdi sikine takan falan olur da bir sonraki Fashion Week'e katılabiliriz inşallah.

Biliyoruz ki kişiye özel giyimin adresi Paris, hazır giyimin adresi ise New York dünyada. En azından benim için ve çoğu moda otoristesi için bu durum geçerli. Eee Paris Moda Haftası olunca da insanın içi kıpır kıpır olmuyor da değil yani. Ama ben bu postta sizler için defileleri veya şovları değil katılımcıları ele alıcam. Paris Moda Haftası'na katılan erkek konuklar neler giymiş onlara bir bakıcaz. Bizim geçen İstanbul Fashion Week'te katılımcılar özellikle de beylerin çoğu cidden hayal kırıklığı yarattı bende. Dümdüz kot tişört gelmiş çoğu. Dayı tamam kimse size takım elbise giyin frak giyin demiyor ama yani biraz özen gösterir insan. Sonuçta her yerde magazinler var ellerinde kameralarla her an her yerden bloggerlar çıkabilir. Sizi öyle bir rezil ederler ki ebenizin amuşkosunu işte o zaman görürsünüz.

Bu sene Paris Fashion Week'te katılımcı beylerde dikkat çeken bazı unsurlar var. Bunlardan biri astarsız blazer. Çünkü astarsız blazer taşımak kolaydır. Çoğu yapısız vücudun kusurlarını örter. Bir diğer unsur da bileklikler. Renkli renkli, deri veya plastik. Bu sene saatlerin yerine bileklikler göze çarptı. Zarf çantalar veya clutchlar da erkeklerin en çok kullandığı aksesuar oldu. Bu çantalarda özellikle ipad gibi zımbırtıların taşınabilmesi ise bir moda haftası katılımcısı için en önemli özellik sanırım. Kıvrık pantolonların, büyük çerçeveli gözlüklerin bol bol yer aldığı bu seneki katılımcıların tarzlarına bayıldım. Bakalım siz de benim gibi mi düşünüyorsunuz?









Sizin favoriniz hangisi?
Yorumlar aşağıya.
Öptüm.

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Ben bu yaz bronzlaşmak, kendimle uzlaşmak.


LYS'nin açıklandığı şu günde tekrar karşınızdayım. Hem biraz kafam dağılsın hem de sıkıntım geçsin diye oturdum sizlere şu nacizane postu hazırlıyorum. Anladığınız üzere çok da beklediğim gibi değil sonucum ama hiçbir şey belli değil. Annem her zaman her işte bir hayır var felsefesi üzerine yaşayan bir insan olduğu için ben de öyle düşünüyorum ve şu LYS muhabbetini siktir edip posta geçiyorum.

Allahım allahım. Yaz geldi her gün plajlarda coşuyoruz. Onu bunu kesiyoruz. Gidiyoruz süzüyoruz. Denize giriyoruz denizden çıkıyoruz. Bol bol güneşleniyoruz. Ee arkadaşlar varsa da sohbet, muhabbet deyince günün büyük bir kısmı plajda geçiyor. Hatta bazen o kadar fazla geçiyor ki eve anca uyumaya gidiyoruz. Allah canımı alsın plaja giderken enkaz çantası tadında çantayla gidiyorum. İçinde herkes beni entel sansın kitabı, plajdayım orospular tadında instagram için ipad, oha ya ölen kalan olursa ben nerden duycam telefonu, eda taşpınardan daha çok yanmalıyım tadında bronzlaştırıcı falan ne bulursam götürüyorum. Ee zamanımızı bu kadar çok plajlarda geçiriyorsak demektir ki orada da ne giyeceğimize ne giymeyeceğize dikkat etmeliyiz. Sıkı dur bebeğim, bu post çok fazla moda içeren plaj şortu içeriyor.

 
Aslında güneş gözlükleri için başka bir post hazırlayacaktım ama bunların hepsi zaten Beachwear diye geçtiği için burada vereyim dedim. Bu sene büyük çerçeveler yine moda. Hatta benim gibi üç karış suratınız varsa kaynak gözlüğü falan takmalısınız. Wayfarer modelinin bu sene yerini daha büyük wayfarerlara bıraktığı şu günlerde düz inen Brow Flat gözlükler de çok revaçta. Ortadan ikinci sıradaki gözlüğün aynısı bende de var. ASOS'tan almıştım 15€ gibi bir fiyata. Yukarıda gördüğünüz tüm gözlükler de yaklaşık o fiyatta zaten. ASOS'tan uygun fiyata şöyle kocaman fashionista bir gözlük edinebilirsiniz.

 

Sıra geldi çantalara. Eğer bu kadar çok zaman geçiriyorsak plajda muhakkak çanta da edinmeliyiz. Hele ki benim gibi utanmasa bavulla plaja inecek biriyseniz daha da gerekli bir aksesuar. Plajlarda bu sene özellikle beylerde çok fazla bez çanta görücez. Ha ben sokakta bez çanta takmam abi. Hem yakıştıramıyorum hem de kullanışsız bence. Ama plajlar için birebir. Siz de herhangi bir mağazadan, pazardan 5 liraya dahi bir adet bez çanta edinebilirsiniz. 

 

Geldik üstlere. Ben erkek adamım havuza iniyorum plaja gidiyorum üstüme karı gibi tişört mü giycem dediğinizi duyar gibiyim ama o tişörtler giyilecek birader. Lan plaja gidiyorum diye bütün şehri yarı çıplak geziyorsunuz yakışıyor mu? Yakışmıyor. Özellikle geçen seneden beri şu Vest veya Tank denen atletler her yerde piyasaya çıktı. Ama bu sene iyice çoğaldı. En dandik mağazada bile şu an bu atletlerden bulabilirsiniz. Ama üstteki bu güzel atletler ASOS'tan. Fiyatları bir atlet için biraz tuzlu ama para önemli değil diyorsanız bakabilirsiniz. Eğer ki ya ben bunlara çok özeniyorum ama vücudum kötü giyemem diyorsanız sizi plajlara çağırıyorum. Çünkü plajlarda şişman, zayıf, bodur, sıska herkes bu atletlerden giyecek. Böyle renk renk çeşit çeşit. Efil efil estirin anam.


Ve geldik en can alıcı noktaya. Şortlar. Abi son yüz yıldır şu uzun şortlar moda. Olm onlar şort da değil baya pantolon. Ben de ne akla hizmetse gidip üç yüz tane almışım. Hepsini tek tek attım çöpe. Cidden çok kötü. Öncelikle estetik yoksunu. Sudan çıkıyorsun dakika bir gol bir yapışıyor zaten. Takım taklavat meydanda sallaya sallaya geziyorsun. Hele ki açık renkli olanlar baya erkek vücuduna giriş dersi veriyor. O nedenle tasarımcılar beyler için bu sene kısa şortları uygun görmüş. O kadar mutlu oldum ki sevinçten am göt dağıttım. Bu sene ilk defa skinny kesimleri de gördüğümüz mayolarda daha çok renkli ve diz üstü hatta ve hatta mini detaylar görmekteyiz. Daha kalın malzemelerin göze çarptığı mayolarda takım taklavat durumuna ise son verilmiş. Şu ortadan birinci yıldız desenli mayonun indirime gireceği günü iple çekiyor, buradan tüm takım taklavatçı abilerimize hürmetlerimi sunuyorum.


Son olarak da terliklere bir göz atalım istiyorum. I see plajda espadril giyen people. Ama olmaz abi. Bir kere plajdan çıkıyosun ayağın kumlanıyor ne bileyim ıslanıyor veya kayıyor. Espadril giyersen o kayan ayaklarla anan sikilir. Yolda şöyle iki seksen yere yapışırsın. Zaten normalde bile espadrille yürümek zor bir de plajda mı? Yooh yea. Sonuç olarak yine ve yeniden flip-flop dediğimiz parmak arası terliklere geçiyoruz. Bak allahın adını verdim şu siyah üstüne lacivert kemeri olan banyo terliklerini giymeyin. Ben bu konularda çok hassasım. Öyle bir manzara görünce çıldırıyorum. Bir de alevli şort giyiyorsunuz evde üç gün kendime gelemiyorum. Ağzınıza sıçarım, yapmayın aşklarım. Bu sene terliklerde pek bir olay yok ama ince bantlar ön planda. Kalın bantlı terlikleri giymeyin derim. Bunun nedeni ise o kalın bantların ayağınıza iz yapması. Çünkü ayağınızda sene sonunda bembeyaz bant izleri çıkıyor. Ama ne akla hizmet ise Tommy gibi Lacoste gibi firmalar hala kalın bantlı terlik üretiyor. O nedenle ince bantlı terliklerimizi giyiyor plajda şıpıdık şıpıdık geziyoruz.

Eğer bir sorunuz olursa yorum atmanız yeterli.

Hepinize plaj voleybolunda bol karı kız kaldırmalı günler diliyorum beyler.