2 Ağustos 2013 Cuma

Dizi Önerisi: Don't Trust The Bitch in Apartment 23

Hello bitches, this is Ali Rıza calling.


Bugün de bir öneri vereyim dedim. Bu öneri işine çok alıştım ha bundan sonra blogu moda blogundan öneri bloguna çevireyim diyorum hem yazması kolay hem bulması kolay. Şaka bir yana sizlere ilk defa bir dizi önerisinde bulunucam sevgili kaynatasızlar. Normalde çok fazla dizi veya film izleyen birisi değilim ama sinema öğrencisiyim. İroninin allahını yaşıyorum anlayacağınız. Shameless, The Carrie Diaries gibi dizileri bölüm bölüm severek takip ettim diyebiliriz. En son My Mad Fat Diary'i izliyordum ki gerçekten 6. bölümde kendimi intihar edicektim. Diziden o kadar sıkıldım ki anlatamam. Sanırım bunda bir İngiliz dizisi olmasının payı da var. Anladım ki ben Amerikan Dizisi insanıyım. Zaten Manhattan'la bağlantısı olmayan dizileri samimi bulmuyorum. Shameless, Chicago'da geçiyordu o bir istisna tabi. Düşününki daha ne doğru düzgün HIMYM ne de Game of Thrones izledim. Bir ara izleriz nasipse kısmetse.


Don't Trust The Bitch in Apartment 23'yi bana bir takipçim önerdi. Başroldeki Chloe karakteri senin kadın versiyonun dedi. Öncesinde siktir lan falan dedim de izleyince doğru olduğunu anladım bu tespitin. Eğer benden önce bu diziyi önermiş olan başka bir blogger varsa onun götünü keserim herkes haddini bilsin ulan!!!!! Her neyse, olayımız New York'ta geçiyor. Indiana'dan büyük umutlarla bir iş için gelen June burada Chloe ile tanışıp ev arkadaşı oluyor. Bu birbirinden zıt iki farklı karakter bir anda dünyanın en sağlam kankaları olmayı başarıyor. Başrollerde ise Chloe rolünde Krysten Ritter, June rolünde Dreama Walker, dizide yine kendini canlandıran James Van Der Beek var.


Ben daha bu diziyi kimse bilmiyordur ehehe ben de ilk izleyenlerden olurum diye sevinirken bir de ne göreyim? Ulan dizi çekileli bir sene olmuş. Onu bırak Mayıs'ta final yapmış. Hayır böyle bedbahtlık olabilir mi ya? Sen bu kadar güzel diziyi 2 sezonda 26 bölümde harca. Amerikan Halkı'nda bir gram kıymet bilirlik yok arkadaşlar. Bizde böyle bir sit-com yedi yıl sürerdi. Kurtlar Vadisi'nin bu sezon yaklaşık 12. yılını oynayacağını düşünürsek ne dediğimi daha iyi anlarız bence. 20-25 dakikalık bir sit-com olarak ABC tarafından piyasaya sürülen dizimiz tadında bitmiş güzel olmuş. Sonuçta Türkiye'de bütün dizilerin standart olarak 90 dakika sürdüğünü düşünürsek Tükenmişlik Sendromu nedir ne değildir daha iyi anlarız. Ulan Amerika'da en uzun dizi 45 dakika sürmüyor ki sitcomlar 20 dakika. Hey yavrum benim. 


Dizimizin genel hatlarından devam edersek dediğim gibi New York'ta geçen dizimiz 3 adet ana karakter 4 tane de yan karakterle karşımıza çıkmakta. Birazdan karakterleri tek tek inceleyeceğiz. Diziyi ise Dizi-Mag'den zevkle ve keyifle izleyebilirsiniz.


Chloe ile yani dizinin ana ana karakteriyle başlayalım istiyorum. Sanırım bu role Katy Perry de çok iyi gidermiş. Zaten ablamız Katy'i de andırır cinsten. Chloe, dünya sikime minare götüme yaşayan bir hatun. Genelde insanlardan yararlanarak New York'ta boş beleş bir hayat yaşıyor. Paranın ucunu gördüğü erkekleri elde etmede ise üstüne yok. Biraz fazla bencil biraz da acımasız ama June için yapamayacağı şey yok. June'un orospu çocuğu nişanlısı Steve ile kızın doğum günü pastasının üstünde sevişti yani siz düşünün. Sırf June adamın gerçek yüzünü görsün diye. June'un reçel yaptığı görüntüleri porno sitelerine sattı sırf June evsiz kalmasın diye. Canımızsın, bitanemizsin, dişi halimsin Chloe.


June ise esas kızımız. Indiana'dan kalkıp New York'a yepyeni bir iş için geldi. Fakat daha işe başladığı ilk gün işyeri kapandı ve o da işsiz ve de evsiz hatta beş parasız kaldı. İnanılmaz derecede tatlı acayip sempatik ve de über iyi niyetli kızımız June, Chloe ile kendini her bölüm biraz daha yeniliyor. Ayrıca bizim şarkıcı Kendi'ye de çok benzemiyor mu lan? Nişanlısı, hayatımın adamı dediği Steve onu şırfıntı bir hemşireyle aldatmış olabilir ama June da Chloe'nin babasıyla birlikte oldu yani. New York acımasızsa June daha acımasız.


Ve karşımızda Dawson's Creek'in seksisi James Van Der Beek var. James dizide kendini oynuyor. Chloe'nin kankası. Dawson's Creek'ten sonra üzerine yapışan rolden öylesine bunalmış ki sürekli yeni arayışlar içerisinde. Dizide herkesin bir kere vermek istediği adam rolünde gönüllere taht kuruyor. James'in tek korkusu ya unutulursam ya insanlar beni artık sevmezse. Ama sen kalbimizdesin James unutma. Ha bu arada sanırım ilerleyen bölümlerde James ile June arasında bir şeyler olucak. Resmen içime doğdu amk.


Chloe ile June'un karşı komşusu Robin var sırada. Robin ileri derecede zengin bir hemşire. O kadar zengin ki Chloe ile kadeh kaldıranilmek için June'a 400 dolar ödüyor. Evet böyle bir şey yapıyor çünkü obsesif. Chloe'ye karşı bir obsesyon durumu var. Her şeyi her yeri Chloe olmuş durumda. Allah sabır versin valla. İlk bölümde June'a "dont trust the bitch in apartment 23 (23 numaradaki orospuya güvenme)" diyor. Amaçsa Chloe'nin tek arkadaşı olabilmek. Ama doğru 23 numaradaki orospuya güven olmuyor.


Eli, Chloe ile June'un karşı komşusu. Sürekli onları dikizleyerek elizabeth takılıyor. Normalde bir zabıta ama boş zamanlarda sapığın önde gideni. Kız arkadaşı ise sex shop'tan aldığı bir şişme kadın.  


Mark, June'un iş arkadaşı. Aslında June'un iş yerinde şefi olacaktı ama maalesef ki iş yerlerine haciz geldi. Artık birlikte çalışıyorlar. Saçlarına kurban olduğum ya..


Luther, James'in modacısı aslında bir bakıma da asistanı. Çok zeki bir o kadar da uyanık. Zaten hiçbir dizide gay olmayan erkek modacı görmedim abi. Bir Jane by Design'da vardı. O adam için de dizide gelecğein Tom Ford'u falan diyorlardı. Adam bütün şirketteki hatunları sıradan geçirdi amk. Her neyse Luther'i bolca James'i dikizlerken görücez dizide.

"I'm not perfect, I'm no snitch. but I can tell you, she's a bitch"











2 yorum:

  1. Bu şurda dursun ben izlicem bunu. Sen önerdiysen vardır bi bildiğin ^^

    YanıtlaSil